
Dostlarım yine bir eee konuşmada YouTube konuşmasında buluşuyoruz. Danimarka'daydım ve her gittiğimiz yerde düşünüyoruz. Tabii eskiden Ruslar için söylenirdi. Sürekli yurt dışında olsalar bile çay içer Rusya konuşurlar diye. Biz de devamlı yurt dışına da gitsek. Nereye gitsek kafamızda Türkiye. Türkiye sorunları. E Ahmet Hamdi Tanpınar da dememiş miydi zaten? Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma fırsatı vermez bırakmaz diye. Doğru. Ama ne dikkatimi çekti biliyor musunuz? Özen. Özen. Her şeye özenmek. Özenli yapmak. Hayatı özenli yaşamak. Biz biraz daha hoyrat yaşamaya başladık. Biraz savrulduk. Danimarka'ya gidince o farkı çok iyi gördüm. Çünkü orada bir festival var. Louisiana eee sanat müzesi ve edebiyat festivali. Aslında bu müze çok ilginç. Çünkü deniz kenarında çok zengin bir adamın vakfettiği büyük malikaneler ve modern sanat müzesi. Ayrıca her yıl bir de edebiyat festivali yapıyorlar. Dünyadan çok önemli yazarların geldiği yılda 700.000 ziyaretçileri var. Sonra dijital yayınları var. Oraya gittik. gayet güzel oldu ve eee şu çok etkili oldu. Tabii benim oraya geleceğimi duyan yurttaşlarımız da gelmiş. O yurttaşların daha ben konuşmama başlamadan önce koro olarak benim şarkılarımı söylemeye başlamaları Danimarkalıları çok şaşırtmış. Bu nasıl bir şey diyorlar. Yani siz yoksunuz ortada. Mikrofon falan takılıyordu bana arka taraf sahne arkasında ama herkes şarkıları söylemeye başladı. Sonra konuşma yaptık Hristian'la. eee Christian Lund önemli bir şey oldu ama şu dikkatimi çekti. Danimarka'da bir özen var. Sadece Danimarka değil. Ben burada kendimizi kötülemek, Danimarka'yı övmek falan filan biliyorsunuz böyle değil sorunlar. Biz niye böyle olmuyoruz? Bütün meselem bu benim. Niye? Adamlar çakıl taşını bile neredeyse mendille silip temizlerken, doğasına dikkat ederken, ağacına, kuşuna, çiçeğine dikkat eder, yolda birbirine nazik davranırken. Biz niye böyle bir hoyratça savuruyoruz ülkemizi? Yerin altını, madenler, dağlar yaralandı, taş ocakları, yerin altı üstü her yer yağmalanıyor. Bu inanılır gibi bir şey değil. Yani bundan eee vazgeçmek lazım ama nasıl vazgeçeceğiz diyeceksiniz. Ve şu anda söyleyeceğim şey biraz tuhaf gelecek. Biz anlaşıyoruz dille değil mi? Türkçe bizim dilimiz ama sadece bir anlaşma aracı değil. Dil. Dile özen gösterirseniz diğer şeylere de özen gösterirsiniz diğer konulara. Ama dili savrukça kullanırsanız, hele profesörseniz, yazarsanız, akademisyenseniz, gazeteciyseniz, televizyoncuysanız bu dili yanlış konuşmak inanılmaz bence bir suç. Hepimiz yanlış yapabiliriz. Bir kelimenin telaffuzunu yanlış söyleyebiliriz ama sürekli olmaz. Sürekli yaygın, gözüme çarpan ve televizyon izlerken eee çok canımı sıkan şeyler var. Bir tanesi son zamanlarda bu komisyon dolayısıyla eee tartışılmakta olan ademi merkeziyet. Buna birçok kerli ferli adam parti başkanı yahut da eee profesör diyor ki adem-i merkeziyet ya Adem değil o. Adem değil bu. Adem-i merkeziyet desantralizasyon yani merkezle merkezleştirme merkezi dağıtma. Tam olarak kavramı bu. Sen bunu Adem'i merkeziyet dediğin zaman insanlar ne anlayacak bundan? Adem var, bir merkeziyet var falan filan. Ademi merkeziyet diyeceksiniz ya da hiç kullanmayacaksınız. Merkez boşluğu. Aslında bu. Osmanlı'nın son yıllarında Prens Sabahattin'in ortaya attığı liberal Prens Sabahattin'in ortaya attığı bir adem-i merkeziyet teziydi. Şu anda Türkiye bunu tartışıyor ve gördüğüm kadarıyla yıllarca da tartışmaya devam edecek. eee bunu Avrupa Birliği'nin yerinden yönetim kararlarıyla şununla bununla devam edecek. Hiç olmazsa rica ediyorum ademi merkeziyet diyelim. Ademi merkeziyet değil. İkincisi dahi şimdi dahi kelimesi var. Dört harften oluşan. Bir de dahi kelimesi var. Şimdi ikisi birbirine karışıyor. Dahi değil mi? Olağanüstü yetenekleri olan, olağanüstü insanlar değil mi?