
Bu bölümde insanın en sessiz, en kimseye söylemediği duygusuna bakıyoruz:
Ait olmamak.
Bazen kalabalıkların ortasında, bazen evimizin içinde, bazen de kendi içimizde bir yerde duruyormuş gibi hissederiz ama hiçbir yere tam olarak sığmayız.
Peki bu bir eksiklik mi… yoksa bir çağrı mı?
Dostoyevski’den Virginia Woolf’a, Oğuz Atay’dan Ursula K. Le Guin’e kadar edebiyatın büyük seslerini yanımıza alarak; görünmez hissetmeyi, kendi iç evimizi aramayı, toprağın değişmesini, içsel sızılarımızı ve büyümeyi konuşuyoruz.
Bu bölüm, kendini bazen “buralı gibi hissetmeyen” herkes için.
Belki de ait olmamak bir boşluk değil, bir başlangıçtır.