„genießen“ (Almanca) – Türkçe açıklama
genießen, bir şeyi acele etmeden, keyfini çıkararak, bilinçli şekilde yapmak veya yaşamak demektir.
Bu kelime sadece yemek için değil, anlar, duygular ve durumlar için de kullanılır.
keyfini çıkarmak
tadını çıkarmak
zevk almak
zevkini sürmek
Bir yemeği yavaş yavaş, isteyerek yemek
Güzel bir anın farkında olmak
Sessizliği, huzuru, manzarayı sevmek
Sie genießt ihr Wiener Schnitzel.
→ Viyana şnitzelinin tadını çıkarıyor.
Ich genieße die Ruhe.
→ Sessizliğin keyfini çıkarıyorum.
Er genießt den Moment.
→ Anın tadını çıkarıyor.
genießen = sadece yapmak değil,
👉 hissederek yapmak 💛
abhauen (Almanca) – Türkçe açıklama
abhauen, bir kişinin dayanamayıp, izin almadan ya da kimseye haber vermeden bir yerden kaçması / çekip gitmesianlamına gelir.
Bu kelime genelde şu durumlarda kullanılır:
Artık kurallara dayanamıyorsa
Çok üzgün ya da kızgınsa
Yakalanmak istemiyorsa
“Yeter artık” deyip gitmek istiyorsa
kaçmak
çekip gitmek
sessizce ortadan kaybolmak
arkasına bakmadan gitmek
Abhauen, sadece gitmek değildir.
İçinde şu duygular vardır:
bıkkınlık
kırgınlık
isyan
özgür olma isteği
Zehra ist abgehauen.
→ Zehra dayanamadı ve kaçtı.
Sie ist von zu Hause abgehauen.
→ Evden gizlice kaçtı.
Kısaca:
Abhauen = “Artık dayanamıyorum” diyerek gitmek. 💔✨
„euch“ ne demektir? (Türkçe açıklama)
„euch“, Almanca’da „ihr“ zamirinin Akkusativ (–i hâli) biçimidir.
Bir eylemin birden fazla kişiye yöneldiğini gösterir.
📌 Türkçesi:
sizi / size (bağlama göre)
Bir kişi birden fazla kişiye hitap ediyorsa ve fiil nesne alıyorsa „euch“ kullanılır.
Ich sehe euch.
→ Sizi görüyorum.
Ich rufe euch an.
→ Sizi arıyorum.
Sie hat euch etwas zu sagen.
→ Size söyleyecek bir şeyi var.
ihr → siz (özne)
euch → sizi / size (nesne)
📌 Örnek:
Ihr seid meine Freunde.
→ Siz benim arkadaşlarımsınız.
Ich mag euch.
→ Sizi seviyorum.
iyi geceler.....
dürfen = izinli olmak, yapabilmek (izin dahilinde)
Bir şeyi yapmaya izin olup olmadığını söyler.
Du darfst essen.
→ Yemek yiyebilirsin / Yemek yemene izin var.
Ich darf hier sitzen.
→ Burada oturabilirim.
Du darfst das nicht.
→ Bunu yapamazsın / Buna izin yok.
Du darfst die Suppe nicht so laut schlürfen.
→ Çorbayı bu kadar sesli höpürdeterek içemezsin.
(Yani: buna izin yok, doğru değil)
dürfen = izin / kural
können = yapabilmek (yetenek, imkan)
📌 Örnek:
Ich darf schwimmen. → Yüzmeye izin var
Ich kann schwimmen. → Yüzme biliyorum
iyi geceler....
gewohnt (Almanca)
👉 Türkçe anlamı:
Bir duruma zamanla alışmış olmak; artık onu yadırgamamak, garip ya da zor bulmamak.
Sürekli yaşanan bir şeyin kişi için normal hale gelmesi anlamına gelir.
👉 Kullanım:
gewohnt bir kişinin bir durumu uzun süredir yaşadığını ve bu duruma alıştığını ifade etmek için kullanılır.
Ich bin es gewohnt.
Buna alışkınım.
Ich bin es gewohnt, früh aufzustehen.
Erken kalkmaya alışığım.
Sie ist an die Kälte gewohnt.
Soğuğa alışkındır.
Er ist es nicht gewohnt, allein zu sein.
Yalnız olmaya alışık değil.
Mit der Zeit bin ich daran gewohnt.
Zamanla buna alıştım.
gewohnt kelimesi bazen sadece bir alışkanlığı değil,
kabullenmeyi ve sessiz bir dayanıklılığı da anlatır.
Özellikle zor veya tekrarlanan yaşam durumlarında kullanılır.
seltsam → tuhaf, garip
Alışılmışın dışında olan,
insana düşündürten,
hemen açıklanamayan durumlar için kullanılır.
Genelde korkutucu değil,
şaşırtıcı ve düşündürücü bir his anlatır.
Örnek:
Das ist seltsam. → Bu tuhaf.
unterwegs → yolda olmak, bir yere giderken olmak
Bir yerden başka bir yere gitme hâlini anlatır.
Henüz varılmamıştır, hareket devam ediyordur.
Örnek:
Ich bin unterwegs. → Yoldayım.
Happy New Year!
sevgiler Türkan
Ben gölün (der See) yanını seviyorum.
Yürürken sesini (der Klang) duyuyorum.
Sonra oturuyorum.
Biraz bakıyorum.
İçim (das Innere) sakin oluyor.
👉 Şimdi sıra sende:
Bu paragraftan bir cümleyi seç
ve Almanca olarak yorumlara yaz 🇩🇪👇
schlürfen = Bir içeceği ses çıkararak içmek.
Türkçede: şapırdatarak içmek.
🫖 Örnek:
Çayı şapırdatarak içti.
Sie hat den Tee geschlürft.
Genelde farkında olmadan yapılır,
çoğu zaman içecek çok sıcak olduğu için olur.
Neden ilk cümlede „hatte“, ikinci cümlede „habe“ kullanılıyor?1️⃣ „Ich hatte gestern gelernt.“
Bu cümlede kullanılan zaman Plusquamperfekttir.
Plusquamperfekt ne anlatır?
👉 Geçmişte olmuş ama başka bir geçmiş olaydan daha önce gerçekleşmiş bir durumu anlatır.
Burada mantık şudur:
Dün bir sınav / durum vardı
Ama ondan önce ders çalıştım
Türkçedeki karşılığı:
Dün ders çalışmıştım.
Yani:
–mıştım / –miştim anlamı vardır
“O zamandan da önce” demektir
Bu yüzden:
hatte gelernt = çalışmıştım
Bu cümlede kullanılan zaman Perfekttir.
Perfekt ne anlatır?
👉 Geçmişte olmuş ama sonucu hâlâ devam eden bir durumu anlatır.
Burada:
Unutma geçmişte oldu
Ama şu an hâlâ hatırlamıyorum
Türkçedeki karşılığı:
Her şeyi unuttum.
Yani:
Etkisi şimdi de var
Bu yüzden:
habe vergessen = unuttum
Ich hatte gestern gelernt. Ich habe alles vergessen.
Mantık sırası:
Önce ders çalıştım (çalışmıştım)
Sonra her şeyi unuttum (unuttum)
Ve şu an boşluk hissi var
Bu yapı:
“Ben suçsuzum, çalıştım” duygusunu
Ama “şu an hiçbir şey yok” gerçeğini
çok güçlü şekilde anlatır.
hatte + fiil → geçmişin geçmişi (–mıştım)
habe + fiil → geçmiş ama etkisi şimdi var (–dım)
2️⃣ „Ich habe alles vergessen.“🔗 Neden iki farklı zaman birlikte kullanılıyor?🧠 Kısa hafıza kuralı
🇩🇪 „peinlich“ und „sich schämen“
🔹 peinlich (utanç verici)
Bir durum içindir.
Kısa sürer.
Dışarıdan gelen bir histir.
👉 Örnek:
Das ist mir peinlich.
= Bu durum benim için utanç verici.
📌 Yani:
O an yaşanan şey utanç verici.
İçten gelen bir duygudur.
Daha derin ve kişiseldir.
İnsan kendisiyle ilgilidir.
🔹 sich schämen (utanmak)
👉 Örnek:
Ich schäme mich.
= Utanıyorum.
📌 Yani:
İçimde bir utanç duygusu var.
peinlich → durum
sich schämen → duygu
🧠 Kısaca:🌱 Mini örnek (çok net):
Das ist mir peinlich, deshalb schäme ich mich.
Bu benim için utanç verici, bu yüzden utanıyorum.
Hani şu örümcekler olmasa, hayatın tadı tuzu olmazdı ya. İyi geceler. Takmayın. Pardon. Korkmayın.
iyi geceler.....
Am Abend kommst du nach Hause. (kommen – gelmek)Du bist müde und hungrig. (sein – olmak)Ein guter Geruch tut gut. (tun – yapmak/iyi gelmek)Kennst du das? Schreib in die Kommentare. (kennen – tanımak, schreiben – yazmak) 💬
Sie läuft zur Schule. (laufen – koşmak)
Sie ist neugierig. (sein – olmak)
Sie will lernen. (lernen – öğrenmek)
iyi geceler....
Der Mann steht am Fenster.
Er liest die Zeitung.
Der andere Mann hört zu.