Çocuklarını birer birer yutan bir baba… Kehanetten kaçmaya çalışan bir Titan… Ve zamanı temsil eden korkutucu bir figür: Kronos.
Hades bile yetmediğinde, daha da karanlık bir yer var: Tartarus. Peki kimler oraya atılır? Sonsuz cezaların anlamı nedir? Ve bu mit bize bugün ne anlatıyor?
Evren doğarken… önce karanlık vardı.
Ve sonra, o karanlığın içinden ışık doğdu.
Bu bölümde, Yunan mitolojisinin en eski ve en zıt iki varlığını keşfe çıkıyoruz
Aşk tanrısı Eros’u hepimiz oklarıyla kalpleri vuran yaramaz bir figür olarak biliriz. Ama daha eski, çok daha derin bir Eros var. Kozmik Eros.
Bu bölümde, Kaos’tan sonra evrene düzen getiren ilk arzu kıvılcımını, mitlerde Eros’un nasıl “evreni yapılandıran güç” olarak anlatıldığını keşfediyoruz.
Gökyüzü neden bu kadar uzak? Bu bölümde, tanrıların bile babası olan Uranos’un hikâyesine dalıyoruz. Kaos’tan doğan Gaia ve onun yarattığı yıldızlı gök Uranos… Titanların, yüz kollu devlerin ve tek gözlü Kyklopların babası. Ama kendi çocuklarından korkan bir tanrı, sonsuza dek hükmedebilir mi?
Toprak konuşmaz derler… ama ya sadece biz duymuyorsak?
Bu bölümde evrenin kalbinden gelen ilk sesi dinliyoruz: Gaia. Gökyüzünü doğuran, tanrılara kafa tutan Toprak Ana’nın hem mitolojik hem bilimsel yolculuğuna davetlisin.
Gece varlık olsaydı nasıl olurdu?
Gecenin bir adı vardı.
Ve ondan, tanrılar bile korkardı.
Bu bölümde tanrıların bile çekindiği Nyx’i anlatıyorum.
Çünkü geceyle savaşılmaz.
Geceyle yaşanır.
Gecenin gölgesinde yürümeye hazırsan başlıyoruz.
Bu bölümde, Atlas’ın cezalandırılışını, yıldızlara bıraktığı izleri ve bugün bile nasıl bizimle olduğunu anlatıyorum.
Pleiades yıldızlarının babasından, kafatasımızı taşıyan omura kadar uzanan bir mit bu…
Atlas sadece göğü değil, anlamı da taşıyor.
Bazı yükler vardır ki hiç konuşulmaz.
Sadece taşınır.
Tıpkı Atlas gibi.
🎧 Dinle, kendi yükünü hatırla. Belki bu hikâyede kendinden bir parça bulursun.
Kozmogoni Serisi’nin ikinci bölümünde, Titanların yükselişiyle başlayan mitolojik serüvenin nereye vardığını konuşuyoruz: Büyük bir savaş, yıkım ve yeni bir düzenin doğuşu.
Zeus’un kardeşlerini kurtarmasından Hekatonkheirlerin devreye girmesine, Kiklopların dövdüğü efsanevi silahlardan Altın Çağ’ın sona erişine kadar…
Bu bölümde Titanomakhia’nın en kritik anlarını, güçlü ama düşen Titanları ve onların yerine geçen tanrıların dünyasını anlatıyorum.
Bu bölümde seni zamanın, ışığın ve yönün bile olmadığı o büyük boşluğa götürüyorum: Kaos.
İlk tanrılar, ilk ihanetler ve ilk düzenin doğuşu.
Dinle, çünkü bazen kendi içimizdeki kaos da… evrenin ilk sabahına çıkabilir.
Bu bölümde, Pandora’nın yaratılışından kutunun açılmasına, oradan da umut kavramına uzanıyoruz. Hikâyenin mitolojik kökenlerini Hesiodos ve Ovidius’tan alırken; merak, güzellik, itaatsizlik ve kadın temsili üzerine düşündürüyoruz. Pandora bir ceza mıydı? Yoksa tanrılardan kalan son tesellimiz mi?
Kutunun içinde ne vardıysa, bu podcast bölümünde hepsi birer birer dışarı çıkıyor.
Ama merak etme… umut en sonda geliyor.
Bu ilk bölüm; bir çıkış, bir yön, bir ses değil. Aksine yönsüzlüğün ve boşluğun içinden gelen bir çağrı.
“Hiçbir yerden” başlayan bir ses… belki “her yere” ulaşır.
Bu podcast’te mitolojiyi sadece hikâye olarak değil, bir duygu haritası olarak okuyacağım. Öfke, yalnızlık, utanç, arayış, merak…
Ve belki bu yolculukta yalnız olmadığımı fark ederim.
Arada Bir Yerde başlıyor.
Instagram: https://www.instagram.com/aradabiryerdepodcast
Website: https://www.aradabiryerdepodcast.com