Yalnızlık bazen kimsenin yazmaması, bazen de herkesin yazması.
Bu bölümde yalnızlığı hemen çözülmesi gereken bir sorun gibi görmekten vazgeçiyoruz.
Kalabalıklar içinde yalnız hissetmeyi, yalnızken kendi iç sesimizle baş başa kalmayı ve “iyiyim ya” demenin alt metnini konuşuyoruz.
Yalnızlık modu açık. Rahatsız etmeyin, iç dünyadayız.
Bu bölümde beden algısının bedenden çok zihinde başladığını konuşuyoruz.
Başkalarının yorumlarının nasıl içselleştiğini, bu iç sesin bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini ve bedene daha sağlıklı, daha şefkatli bir bakışın mümkün olup olmadığını tartışıyoruz.
Hepimiz hayatımızdaki birçok şeyi artık yapay zekaya soruyoruz. Evde bozulan bir şey, başımıza gelen bir olay ya da işle ilgili bir planlama. Her şeyi bizim için yapay zekanın yaptığı, işlerimizi kolaylaştırdığı bir dönemde yaşıyoruz. Peki, yapay zekadan terapist olur mu? işte bu bölümde bu sorunun cevabını araştırdık.
Kimi zaman hepimiz kendimizi bir şeylerle ya da birileriyle kıyaslanıyor ya da istemediğimiz halde birilerinin bizi kıyasladığını fark ediyor, gözlemliyor ve duyuyoruz. Ancak bu kıyaslama davranışı genellikle bize kendimizi yetersiz hissettiriyor ya da bizi mutsuz ediyor. Bu bölümde kıyaslamanın derinliklerine iniyoruz.
Zamanı yönetmeye çalışıyoruz ama sanki hep geç kalıyoruz.Takvimler dolu, zihin yorgun, kalp telaşlı.Peki ya zamanı yönetmek değil de, onunla barışmak mümkün mü?
Ya da gerçekten 35 yolun yarısı mı?Bu hafta “zaman”la savaşmayı bırakıyoruz.
Zaman Yönetimi Değil, Zamanla Barış Yönetimi.
Hepimiz bazen kendi zihnimizin içinde kayboluyoruz. “Ya şöyle olursa?”, “Peki ya öyle olmazsa?” derken, düşünmek artık çözüm değil, bir döngüye dönüşüyor.Bu bölümde fazla düşünmenin (overthinking) psikolojik kökenlerini, kaygı ve kontrol ihtiyacıyla ilişkisini konuşuyoruz.
Düşünmekle takılmak arasındaki fark nerede başlıyor?Neden bazı zihinler susturulamıyor?Ve en önemlisi: zihni susturmaya mı çalışmalı, yoksa onunla dost mu olmalı?
Psikolog bir babayla büyümek nasıl mı bir şey?
Her kavga sonunda ‘bu duygunun kökenine inelim’ diyorsun.
Suçluluk hissedince bile analiz ediliyorsun.
Ama bir yandan da en iyi dinleyici, en sabırlı insan o!
Bu hafta Baba Kız Psikosohbet’te, terapi koltuğu evin içine taşındı. 😄🎧”
Herkesin seni dinlemeni beklediği, ama senin kimseye “benim de bir terapistim var” diyemediğin o mesleği konuşuyoruz!
Bu bölümde “psikolog olmak” meselesini tüm çıplaklığıyla ele aldık:
-Her cümlesi “şimdi analiz mi ediyor beni?” diye biten sohbetler,
-Duygu detoksu yapmaya çalışan terapistler,
-Ve tabii “seninle bir şey danışabilir miyim?” cümlesinin travmatik etkisi 😅
Baba Kız Psikosohbet’te bu hafta, terapist koltuğunun görünmeyen tarafında neler oluyor, onu konuşuyoruz. Çünkü bazen psikolog da sadece insan olmak istiyor!
Bazen bazı konuşmaları yapmak oldukça zor. İnsan nereden başlayacağını ve kendisini nasıl ifade edebileceğini bilemeyebiliyor. Biz de tam olarak bu sebepten ötürü bu konuyu ele almak istedik. Nereden başlayacağımızı keşfedebilmemiz için kendi duygu dünyamıza nasıl giriş yapmamız gerektiğini ve kendimizi doğru ifade edebilmek için hangi cümleleri seçmemiz gerektiğini konuştuk.
Bu bölüm, bir dinleyicimizin sorusu üzerine doğdu: “İnsan kendini bilebilir mi?”
Kant’ın akıl üzerine düşüncelerinden Lacan’ın özne kavrayışına, felsefeden psikanalize uzanan bir tartışmada, biz de kendi yaşam deneyimlerimizle “ben kimim?” sorusunu ele aldık.
“Kendini bilmek” üzerine hem entelektüel hem samimi bir sohbet arıyorsanız, bu bölüm size eşlik etmeye hazır.
Ölüm, ardında kalanları oldukça zorlayan bir kavram. Gidenin ardından hissettiğimiz yoğun duygular dolu bu sürece aslında yas dönemi diyoruz. Temelde beş dönemden oluşan bu yas sürecinde bizleri nelerin beklediğini, normalle anormal farkını ve bu süreci biraz daha kolaylaştırması için neler yapabileceğimizi konuştuk. Kaydetmesi bizim için de oldukça zor olan bu bölümde sevdiklerimizi andık.
“Bir kahve, bir alışveriş, bir tatlı… Ne kadar mutlu ediyor, ne kadar sürüyor?
Bu hafta ekonomik hazların peşine düştük. Anlık tatminlerin psikolojisini, tüketim kültürünün yarattığı yanılsamaları ve gerçek doyumun nereden geldiğini konuştuk.
Bu bölümde ertelemek hakkında konuştuk. Neden erteleriz? Nasıl çözeriz? bunları sorguladık. Ertelememizin arkasındaki duygularımız neler ve bunların mükemmeliyetçilikle ilişkisi nedir? bunları irdeledik. Bu bölümü dinlemeyi ertelemeyin, kim bilir belki siz de kendinize dair bir şeyler bulursunuz.
Bu bölümde hayır diyemediğimizde aslında kendi sınırlamızı ne denli ihlala edilmeye mümkün hale getirdiğimizden bahsettik. Neden hayır diyemediğimizden? Ayıp, korku ve utanç gibi kavramlardan bahsettik. Bu bölümde kişisel sınırlarımızı tekrar keşfedip hayır diyememeyi ele aldık.
Bu bölümde mükemmeli ararken nasıl kendimizi zorladığımızı ve bu yolda hiçbir şey yapamaz hale gelişimizi konuştuk. Çocukluğumuzda öğrendiğimiz bu mükemmellik algısının yetişkinlik hayatımızda nerelerde tıkandığını ve bizi ne anlamda sıkıştırdığına yakından bir bakış attık. Kendimizden de örnekler verdik tabii.
Belki de mutlu olmaya çalışırken mutsuz oluyoruzdur kim bilir? Bu bölümde mutluluğa dair düşüncelerimizi ve hislerimizi konuştuk. Mutluluğa ulaşma yolunda kendimize yarattığımız engeller ve bu yolda zorlandığımız bazı şeyler hakkındaki düşüncelerimizi irdeledik.
Bu bölümde çocukluğun sadece bir yaş dönemi değil, aynı zamanda bir temel, bir iz ve çoğu zaman bir sessizlik biçimi olduğunu konuşuyoruz. Psikolojik sorunların kökenine inmek isteyen herkesin yolu neden dönüp dolaşıp çocukluğa çıkar? Anılar, travmalar, ihmal ve görünmeyen duygular üzerine samimi bir sohbet sizi bekliyor.
Bu bölümde kaygının bireysel bir deneyim olmanın ötesinde, kültürel olarak nasıl şekillendiğini ve hatta nasıl "öğrenildiğini" konuşuyoruz. Toplumun normları, aile yapıları ve kuşaktan kuşağa aktarılan kalıplar kaygıyla kurduğumuz ilişkiyi nasıl etkiliyor? İçsel olanla dışsal olanın kesişiminde, birlikte düşünmeye davet ediyoruz.
Bu bölümde, "psikolojik doğum" kavramını masaya yatırıyoruz. Doğmak sadece biyolojik bir süreç midir, yoksa ruhun da bir doğumu var mıdır? Kişinin kendi benliğini bulma yolculuğunda yaşadığı kırılmalar, dönüşümler ve fark edişler bir tür yeniden doğuş olabilir mi?
Baba-kız sohbetimizde hem bireysel deneyimlerimizi hem de psikolojik kuramları harmanlayarak; aidiyet, kimlik, ayrışma ve bireyleşme süreçlerine dair derin bir yolculuğa çıkıyoruz.
Dinlerken belki siz de kendi "psikolojik doğum" anınızı hatırlayacak ya da ilk kez bu kavramla tanışacaksınız.
Kendine ve hayata dair yeni bir pencere aralamak isteyen herkesi bekliyoruz.
Bu bölümde, “iyilik” kavramını hem bireysel hem de toplumsal düzeyde masaya yatırıyoruz. Karşılık beklemeden yapılan bir iyilik, gerçekten karşılıksız mıdır? İyi olmak, bir seçim mi yoksa bir zorunluluk mu? Peki ya bazen iyi olmaya çalışmak bile yorucuysa?
İyiliğin kaynaklarını, sınırlarını ve kimi zaman gölgede kalan yanlarını sorguladığımız bu bölümde, dinleyiciyi yargılamadan, ama dürüstçe düşünmeye çağırıyoruz. Çünkü bazen en derin sorular en sade eylemlerin içinden doğar.