Bu bölümde gölgeden bir adım ileri gidiyoruz: gölgeyle birlikte yaşamayı, yani bastırdığımız taraflarımızla barışmayı konuşuyoruz.
Öfke, kıskançlık, görünür olma korkusu, “ben böyleyim, değişmem” diye tuttuğumuz katı kimlikler… Bunların hepsine sadece “problem” olarak değil, aynı zamanda saklı potansiyel olarak bakmayı deniyoruz. Deniz kendi öfkesini hiç tanımayan, “sorunsuz ve uyumlu çocuk” hikâyesinden; koşmaya başladıkça bedeninde açılan kapılardan, terapide ortaya çıkan “ayı” imgesinden bahsediyor. Kürşat ise Jung’un gölge anlayışı, entegrasyonun neden bir “iyileşme” değil de birlikte yaşama sanatı olduğunu anlatıyor.
Bu bölümde şunlara dokunuyoruz:
Bastırdığımız duyguların içindeki altın: Öfke, kıskançlık, arzular
Görünür olmaktan, parlamaktan ve “başarmaktan” neden korkuyoruz?
“Ya yapamazsam?” kadar güçlü olan “ya yaparsam?” korkusu
Fixed mindset / growth mindset meselesine gölge tarafından bakmak
Geçicilik farkındalığının (bu hayatın biricikliği) cesaretle ilişkisi
İlk adımın psikolojisi: İlk satır, ilk kayıt, ilk telefon
Dinlerken kendine şunu sorabilirsin:
Bugün kadar “gölge” deyip kenara ittiğim hangi parçam aslında benim en büyük potansiyelim olabilir?
İnstagram:
Jung’un en çarpıcı kavramlarından biri: Gölge. Bastırdığımız dürtüler…. Üstünü örttüğümüz duygular… Kabul edilmediği için karanlığa ittiğimiz yönlerimiz…
Bu bölümde gölgeyi sadece teorik bir kavram olarak değil, yaşayan bir psikolojik gerçeklik olarak ele alıyoruz.
Günlük hayatta nasıl ortaya çıkar? Neden en çok ilişkilerde ve iş hayatında tetikler?
Ve gölgeyle bütünleşmek, kişisel dönüşümde nasıl bir kırılma noktası yaratır?
Hepimizin içinde, görmek istemediğimiz bir yan vardır.
Kıskançlık, öfke, kibir, hırs… ya da sadece bastırılmış bir parçamız.
Ama o gölgeyle yüzleşmeden, tam olamayız.
Bu bölümde “gölge” kavramını günlük yaşamın tam ortasında konuşuyoruz.
İlişkilerimizde, kariyer seçimlerimizde, hatta “iyi insan” olma çabamızda gölgenin nasıl gizlice yön verdiğini ele alıyoruz.
Hepimiz bir noktada “ben kimim?” diye sorarız. Ama çoğu zaman bu sorunun cevabını değil, toplumun bizden beklediği rolleri yaşarız. Güçlü görünmek, sevilmek, kabul görmek için taktığımız maskeler… Peki, bu maskelerin altında kim var?
Bu bölümde, “öz”e giden yolculuğu konuşuyoruz.
Neden maske takarız?
Kendimiz olmanın bedeli nedir?
Ve o bedel, sonunda özgürlüğe dönüşebilir mi?
Psikoloji, farkındalık ve içsel dönüşümün kesiştiği bu bölümde, yüzleşmekten korktuğumuz yanlarımızla tanışıyor; “mış gibi” yaşamaktan “gerçek” olana doğru adım atıyoruz.
“Kendin ol” derler.
Ama ‘kendimiz’ dediğimiz şey ne kadar gerçek, ne kadar güncellenmiş bir sürüm?
Hafızanın yamaları, benliğin kodları, persona’nın yazılımı…
Deniz Bağan ve Kürşat Gürçay, bu bölümde kimliğin nörobiyolojik, psikolojik ve toplumsal algoritmasını konuşuyorlar.
Zihnin enerji tasarrufu için yarattığı “ben” dosyasını, utançla direnç arasındaki sarkaçta inceliyorlar.
🔹 Hafıza ne kadar güvenilir?🔹 Otantiklik gerçekten mümkün mü?🔹 Beyin neden sabit bir kimliğe tutunmak ister?
Ve asıl soru: Kendin olmak mı, kendini kodlamak mı?
https://www.instagram.com/denizbagan
https://www.instagram.com/kursatgurcay
Bir ve Öteki, modern çağda insan zihninin iki kutbu arasında gidip gelen gerilimi inceler.
Kürşat Gürçay ve Deniz Bağan, Jungiyen psikolojiden yola çıkarak şu sorular üzerinde beyin fırtınası yapıyorlar:
Bilinç ile bilinçdışı arasındaki çatışmalar bugün nasıl görünür?
Gölge yanlarımız girişimcilikte, ilişkilerde, üretkenlik baskısında nasıl karşımıza çıkar?
Teknoloji, yapay zekâ ve hız çağında özümüzü hâlâ duyabiliyor muyuz?
Bu teaser, hem bir davet hem de bir eşik.
Persona ile öz, başarı ile kırılganlık, kontrol ile teslimiyet arasında gidip gelen içsel diyaloğa birlikte kulak veriyoruz.
Bir ve Öteki , çünkü insan zihni her zaman iki sesle konuşur.