Selamlar,
Bu bölümde vazgeçemediğimiz şeylerin sebebi sorguladık ve bazen vazgeçmenin bizim için bir tekamül eşiği olabileceğini konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar,
Bu bölümde hayatın akan yoğunluğunda kusurlarımızı fark ettikten sonra Allah'ı hatırlayıp, O'na dönme pratiği olarak tövbe etme ibadetini değerlendirdik.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar,
Bu bölümde Allah rızası için istişare etmenin nedenini ve nasılını konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar,
Bu bölümde kadınlara farz olan tesettürü bir ibadet olarak değerlendirdik ve bu ibadetin hikmetine dair düşünmeye çalıştık.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar,
Bu bölümde dertleşmenin hayırlı bir eylem olup olmadığı ile alakalı bir sohbet gerçekleştirdik.
Yorumlarınızı bekliyoruzm :)
Herkese selamlar
Bu bölümde Allah'ın her şeyi hayır üzere yaratmasının bizin hayatımıza yansımalarını konuştuk.
Yorumlarınızı bekleriz :)
Herkese selamlar,
Bu bölümde Allah'ın duygularımızla bize neler kastediyor olabileceğini konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Bu bölümde affetmeyi konuştuk. Yorumlarınızı bekliyoruzz
Herkese selamlar,
Bu bölümde Allah'ın neden kalbimizin kırılmasına izin verdiğini konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruzz
Herkese selamlar
Allah'ın cenneti tasvir ederken Kur'an'da geçirdiği ifadelerden birisi 'Orada boş, anlamsız ve günaha sokan şeyler duymazlar.' (Vakıa 25) Cennet işte böyle bir yer: Herkesin birbirine hayırlı sözler söylediği, kimsenin kırıcı, tetikleyici ifade kullanmadığı bir huzurlu mekan. Burası ise dünya; burada çokça kırıcı ve günaha sokan söz var. Burada dilleriyle birbirine imtihan olan insanlar var. Cennette ne kadar hayırlı söz varsa burada o kadar hayırlı olmayan söz var. Günaha sokma potansiyeli yüksek olan bu kadar sözün ortasında bir garip Müslüman var. Biz varız. Bir de kendi küçük kıyametimize kadar sürecek olan imtihanımız; hayırlı olmayan bir söz duyduğumuzda verdiğimiz ilk karşılık. Müslüman ahlakı kalitemizi ortaya koyan ilk filtre anı: Bir cahil bize laf attığında ne yapacağız?
"Rahman'ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler. Cahiller, onlara laf attıkları zaman, "Selam." derler." (Rahman 63)
Bu cahili bulmak için çok uzağa gitmemeli. Hatta belki hiç gitmemeli. Kendi içimize gelmeli. İçimizdeki cahillerin sesini bulmalı, sonra o sesleri tanımalı, o seslerin kaynağını çözmeli ve sonra o sesleri kısmalı. Çünkü o sesleri kısmadan dışarıdaki cahillerin seslerini kısmak zor. Dışarıdan kulağımızın seçtiği her cahil sesinin içimizde bir karşılığı var. Karşılığı olmayan ses kalbimize girmez, bizi kırmaz, bizi tetiklemez. Her ne kırıyorsa, tetikliyorsa içimdeki beni oradan kendime bir 'selam' yurdu inşa etmeliyim. İçimdeki selam yurdundan sonra da dışarıya dönmeliyim yüzümü. İçime dönmeden dışarı dönersem yüzümü o zaman ben de cahillerden olurum. Bu yüzden bir cahil bana laf attığında o cahili sözünden önce gözünden tanırım. Gözünün içine bakarım. Onun gözünde kendimi cüretimi görürüm çünkü. Ondan haddini bilmeyen nefsimin bir yüzü yansır bana. İkimizin de Rahman'ın kulları olduğu gelir aklıma. Müslümanlığım gereği kelimenin köklerine tutunarak dünyada geçici bir 'selam' yurdu başlatmaktır niyetim. Kendi içimdeki selam yurdunun gözüme, sözüme değen herkes için benden yayılmasını isterim. 'Selam' deyip geçerim.
Selam dedikçe büyürüm, büyüdükçe küçülürüm, küçüldükçe umarım affolunurum.
Bu bölümde selam deyip geçmeyi konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar
İnsanın bünyesinde hem bir tehlike hem de bir umut olarak sürekli taşıdığı bir arzu var: Var olmak arzusu. Bu, öyle kuvvetli bir arzu ki; hepimizin fıtratında yer alıyor ve bu arzu vesilesiyle sonsuz hayatı kazanmak da mümkün kaybetmek de. Var olmayı arzu etmenin arkasındaki umut; gerçek ve tek Varlık'ın Allah olduğunu kabul etmek ve diğer her şeyin O'ndan var olduğunu kabul etmekten geçiyor. Var olmayı arzu etmenin arkasındaki tehlike ise şeytanın yoluna çok benziyor. Var olmayı Allah ile ilişkilendirmekten çok uzak bir yerde, Allah'ın tam karşısında bir varlık iddia etmek. Bu iki yol birbirinden çok uzak gibi dursa da yeryüzünün halifesi olan insan her iki potansiyeli de içinde barındırıyor. Her saniye yeniden umut yolunu veya şeytanın yolunu tercih ediyor. Şeytanın yolu kibirle başlıyor ve şöyle devam ediyor: Allah'ın tek ve gerçek Varlığı karşısında kendi aciz ve muhtaç varlığını inkar edip büyüklenmek. Şeytanın ilk günahı kibir; ilk defa kendi varlığını, Allah'ın varlığından öne çıkarıyor. Bütün kötülüklerin hikayesi buradan başlıyor: Kibir ve sonsuza kadar devam eden kötülük mirası. Bu yüzden yeryüzünde işlenen her günahın başlangıcı kibir, hepsi şeytanın hikayesinden nasibini alıyor.
Kibrin karşısında ise kocaman bir tevazu: Şeytanın gitmeyi tercih etmediği hak yol, meleklere benzemeye çalışmanın insana göre tanımı. Allah'ın karşısında bir varlık iddia etmeden, Allah'a varlığını teslim etmenin adı. Bedende, zihinde ve gönülde her ne hayır mevcutsa O'ndan geldiğini ifade eden bir ruh hali. Tevazu, diğer insanlarla ilişkilerde aradaki benliği kaldırarak ve Allah'ı araya koyarak ilişki kurma gayretinin adı. Kendinde olan her ne hayır varsa hepsinin Allah'tan geldiğinin farkında olma bilinci. Bir ömür boyunca kendinde olanı kendinden saymama çabası. Kendinde olanlara bakarak Allah'ı görme inceliği. Kendinde olanı Allah verdiği için sevme becerisi. En sonunda kendini var eden Allah'a şükretme istikameti. Daha çok şükretmek için daha çok var olmayı isteme duası.
Hak yol ve batıl yol ya da kibir ve tevazu
Herkese selamlar
Umutsuz bir bekleyiş hali umutlu bir bekleyiş halinden daha konforlu pek çoğumuz için. Çünkü en kötüsünü düşünerek kabullendiğimiz bir hayat ihtimali uğruna emek vermek için daha az değer gözüküyor. Umutlu olmayı tercih ettiğimizde aktif olarak hedefimizi gerçekleştirmeye niyet etmeyi ve bunun için aksiyon almayı da peşinen kabul etmiş oluyoruz. İşte tam bu yüzden de bir Müslüman için aktif bir hayat yaşamayı istemesinin en temel kaynaklarından birisi umutlu birisi olması. Mevcut düzen ve insanların durumu ne kadar kötüye giderse gitsin, zahiri alemde gerçekleşen her şeyden bağımsız olarak Allah'ın hazinesinin ve rahmetinin sonsuz genişlikte olduğunu bilerek umut etmek bize gerekli olan şey. Buradan bakınca umutlu olmak meselesi bizim Allah ile olan ilişkimizin kalitesine, O'nun bizim nezdimizdeki algısına dair bir filtreye dönüşüveriyor. Ne kadar umutluysak o kadar Allah'ı tanıyoruz, o kadar Allah ile konuşuyoruz ve O'na dua ediyoruz demek oluyor. İşte bu yüzden; evet, umutsuz olmamak, her şeye ve herkese rağmen her gün daha umutlu olmaya çalışmak da kesinlikle sevdaya dahil. Yorumlarınızı bekliyoruzz. Sevgiler :)
Herkese selamlar, Güzel niyetler, güzel eylemlerle desteklenmediğinde kuruyor ve heyecanını kaybediyor. Halbuki Kur'an'da da iman etmek ve salih amel işlemek genelde beraber geçiyor. İman bir iddiaysa her iddia ispatı gerektiriyor. Niyet ve amel ilişkisi bu yüzden çok önem arz ediyor. Ne kadar güzel işler yaparsak imanımız ve niyetimiz o kadar tatlanıyor, lezzetleniyor ve bereketleniyor. Bu yüzden güzele talip olmak için ve güzel olmak için güzel işler yapmak şart. Tamam da nasıl güzel işler bunlar? Bu bölümde salih amelin doğasını ve kapsamını konuştuk. Keyifli ve bereketli dinlemeler :)
Herkese selamlar, Bu bölüme başlarken Emine ile beraber özgüven konusunu tartışmaya niyet etmiştik ancak konu bir şekilde iki genç kadın olarak güzelliğe ve tesettüre geldi. Biz de tesettürlü kadının kendini güzel hissetmesi ve bu hissin de özgüveni için önemini konuştuk. Bu konu etrafında güzel hissetmemizin önündeki engeller, tesettürlü kadınların diğer kadınlarla kıyası ve bütün bunların özgüvene katkısı gibi pek çok noktaya değindik. İnşallah dinleyenlere şifa olur. Bizi dinlemeye devam edin!
Herkese selamlar, Bazen doğru insanlarla doğru zamanlarda beraber olmadığımızda potansiyelimiz tam ortaya çıkmayabilir. O insanlar bizdeki gizli kıymetlerin ortaya çıkması için birer ayna görevi görebilirler. Peygamberimiz (sav) de ‘Mü’min mü’minin aynasıdır.’ buyuruyor. Etkileşimde olduğumuz insanlar bize birer ayna tutarlar. Bu ayna bizim gerçekliğimize dair fikir verse de en çok karşımızdakinin gerçekliği hakkında fikir verir. İşte bu yüzden kendimize doğru insanlar, aynalar seçmek zorundayız. Çünkü daha salih birer kul olmak için içeriden nasıl gözüktüğümüz kadar dışarıdan nasıl gözüktüğümüz de çok önemli. Bu bölümde bunları ve daha fazlasını konuştuk😋
Herkese selamlar, Çoğumuzun irade ile ilgili problemleri var. Hayatta iyi şeyler yapmak, maddi ve manevi iyi yerlerde olmak istiyoruz ama hep iradeye takılıyoruz. İrade ile alakalı kişisel gelişim sohbetleri dinliyoruz, kitaplar okuyoruz ama yok, olmuyor. Bir şeyler eksik kalıyor. Neden daha iradeli olamıyoruz? İrade olmaya çalışırken neyi kaçırıyoruz? İşte bu bölümde bunu konuştuk. İradeli olma yolunda neleri kaçırıyoruz? Yorumlarınızı bekliyoruzz :)
Herkese selamlar,Kişisel gelişim sohbetlerinde sıkça rastladığımız 'potansiyelini keşfetmek', ' kendinin en iyi versiyonuna ulaşmak' gibi söylemleri Müslüman bir zihinle değerlendirmeye çalıştığımızda, bu söylemlerden tam olarak mutmain olmadığımızı hissettik. Potansiyelini keşfetmek güzel, ama neden? Daha çok statüye, paraya, güce sahip olmak için mi? Karşılığını ne olarak aldığında 'potansiyelini keşfetmeyi başarmış' hissediceksin? Peki, Allah rızası için potansiyelini keşfetmek nasıl olurdu? Benzer diğer söylemlerin ötesinde neler fark ederdi? Allah rızası için potansiyelimizi keşfetmeye çalıştığımızda nasıl bir bakış açımız olur?Bu bölümde hep bunları konuştuk. Siz de dinleyin istiyoruz. :) Yorumlarınızı bekliyoruzz
Herkese selamlar,
İnsanın bünyesinde hem bir tehlike hem de bir umut olarak sürekli taşıdığı bir arzu var: Var olmak arzusu. Bu, öyle kuvvetli bir arzu ki; hepimizin fıtratında yer alıyor ve bu arzu vesilesiyle sonsuz hayatı kazanmak da mümkün kaybetmek de. Var olmayı arzu etmenin arkasındaki umut; gerçek ve tek Varlık'ın Allah olduğunu kabul etmek ve diğer her şeyin O'ndan var olduğunu kabul etmekten geçiyor. Var olmayı arzu etmenin arkasındaki tehlike ise şeytanın yoluna çok benziyor. Var olmayı Allah ile ilişkilendirmekten çok uzak bir yerde, Allah'ın tam karşısında bir varlık iddia etmek. Bu iki yol birbirinden çok uzak gibi dursa da yeryüzünün halifesi olan insan her iki potansiyeli de içinde barındırıyor. Her saniye yeniden umut yolunu veya şeytanın yolunu tercih ediyor. Şeytanın yolu kibirle başlıyor ve şöyle devam ediyor: Allah'ın tek ve gerçek Varlığı karşısında kendi aciz ve muhtaç varlığını inkar edip büyüklenmek. Şeytanın ilk günahı kibir; ilk defa kendi varlığını, Allah'ın varlığından öne çıkarıyor. Bütün kötülüklerin hikayesi buradan başlıyor: Kibir ve sonsuza kadar devam eden kötülük mirası. Bu yüzden yeryüzünde işlenen her günahın başlangıcı kibir, hepsi şeytanın hikayesinden nasibini alıyor.
Kibrin karşısında ise kocaman bir tevazu: Şeytanın gitmeyi tercih etmediği hak yol, meleklere benzemeye çalışmanın insana göre tanımı. Allah'ın karşısında bir varlık iddia etmeden, Allah'a varlığını teslim etmenin adı. Bedende, zihinde ve gönülde her ne hayır mevcutsa O'ndan geldiğini ifade eden bir ruh hali. Tevazu, diğer insanlarla ilişkilerde aradaki benliği kaldırarak ve Allah'ı araya koyarak ilişki kurma gayretinin adı. Kendinde olan her ne hayır varsa hepsinin Allah'tan geldiğinin farkında olma bilinci. Bir ömür boyunca kendinde olanı kendinden saymama çabası. Kendinde olanlara bakarak Allah'ı görme inceliği. Kendinde olanı Allah verdiği için sevme becerisi. En sonunda kendini var eden Allah'a şükretme istikameti. Daha çok şükretmek için daha çok var olmayı isteme duası.
Hak yol ve batıl yol ya da kibir ve tevazu
Bu bölümde kibri ve tevazuyu konuştuk.
Yorumlarınızı bekliyoruz :)
Herkese selamlar, Bu bölümde ilişkilerimizin doğasını ihtiyaçlarımız penceresinden tahlil etmeye çalışıyoruz. Diğerleriyle kurduğumuz her ilişki özü gereği kusurlu ve eksik. İlişkilerimizin kusurlu olmasının temel sebebi ise bizim kusurlu olmamız. Bu açıdan bakınca ilişkilerimiz farklı ihtiyaçlarımızın birer yansıması haline geliyor. Bu yansımaları doğru okuyabilirsek eğer ihtiyaçlarımızın farkına daha çok varabilir ve onlardan özgürleşebiliriz belki :)
Herkese selamlar, Bu bölümde bir insanın fark etmeden kendisine yapabileceği en büyük kötülüklerden birisi olarak kendine acımayı konuştuk. Yaşadığımız zorluklar karşısında bazen istemesek de kendimize acımayı tercih edebiliyoruz. Ve bazen bunu hiç fark etmiyoruz. Fark etmediğimizde ise problem daha da büyüyor. Hayatı fazlasıyla romantize etmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkan kendimize acımanın diğer bir ucu da hayatı salt olarak iyilikleriyle ele almak olabilir. Bunun hakkında da kayıt sırasında konuştuk. Bizim için çokkk keyifli ve akışta olduğumuz bir bölüm oldu. Umarız sizin için de öyle olur. :)