Dünyanın Sonuna Yolculuk’un altıncı bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, biyolojik risklerin ve sentetik biyolojinin yarattığı yeni tehdit alanı olan yapay salgınları ele alıyor. CRISPR teknolojisiyle genetik müdahalenin nasıl kolaylaştığı, geçmişteki biyolojik silah örnekleri, devlet dışı aktörlerin artan kapasitesi ve yapay zekânın bu alandaki rolü bölümün temel başlıklarını oluşturuyor. Kuş gribi deneyleri, laboratuvar sızıntıları, mantar kaynaklı tehditler ve biyogüvenlik tartışmaları üzerinden, modern dünyada görünmez tetikçilerin nasıl küresel krizlere dönüşebileceği yine bu bölümde değerlendiriliyor.
Dünyanın Sonuna Yolculuk’un beşinci bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, nükleer savaşın patlamadan sonra başlayan asıl etkisini, nükleer kış senaryosunu ele alıyor. Nükleer kışın ne olduğu, şehir yangınlarının atmosfere taşıdığı is tabakasının güneş ışığını nasıl kestiği, Carl Sagan’la başlayan bilimsel ve politik tartışmalar ve güncel iklim modellerinin ulaştığı sonuçlar bölümün ana başlıklarını oluşturuyor. Bölgesel bir nükleer çatışmanın bile küresel açlığa yol açabileceği senaryolar, büyük ölçekli bir savaşın gezegen üzerindeki etkileri ve İstanbul merkezli bir vaka analiziyle olası sonuçlar tartışılıyor.
Dünyanın Sonuna Yolculuk’un dördüncü bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, uzaydan gelen bir taşın Dünya’ya çarpma ihtimalini ve bunun olası sonuçlarını ele alıyor. Asteroit çarpmasının tanımı, küçük gök taşlarıyla büyük cisimler arasındaki fark, Chicxulub’dan Tunguska ve Chelyabinsk’e uzanan tarihsel örnekler ve güncel risk değerlendirmeleri inceleniyor. NASA ve ESA’nın erken tespit ile saptırma çalışmaları aktarılırken, İstanbul merkezli “Bugün düşse ne olur?” senaryosuna da bu bölümde yer veriliyor.
Dünyanın Sonuna Yolculuk’un üçüncü bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, 21. yüzyılda gerçekleşme olasılığı bulunan en büyük jeolojik tehdidi, süpervolkanları ele alıyor. Bir volkan ile süpervolkan arasındaki fark, tarihsel patlamaların bıraktığı izler, bilim dünyasında yakından takip edilen Campi Flegrei örneği ve “bugün patlarsa” sorusunun peşine düşülerek oluşturulan kötü senaryo deneyi bu bölümde sizleri bekliyor.
Dünyanın Sonuna Yolculuk’un ikinci bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, Güneş’in sebep olabileceği aşırı jeomanyetik fırtınaları konuşuyor. Güneş’in bize hayat verdiği gibi, medeniyetimizi sarsabilecek bir güce sahip olmasından yola çıkarak; jeomanyetik fırtınalar, bu fırtınalarda açığa çıkan enerjinin yayılma biçimleri, plazma bulutları, tarihte yaşanmış güneş fırtınaları ve en kötü senaryo düşünülerek ele alınan mega kent deneyi bu bölümde bizleri bekliyor.
Dünyanın Sonuna Yolculuk'un ilk bölümünde Can Öz ve Ümit Alan, karşımıza çıkabilecek gerçek mantar risklerini ele alıyor. Hastanelerden yükselen mantarlar, ısı bariyerlerinin incelmesi, tarıma etkisi, mikotoksinler ve iki milyonluk hayali bir şehirdeki kötü senaryo deneyi serinin ilk bölümünde sizlerle.