Sosyal medyada herkes bir şeyler yapıyor, geziyor, paylaşıyor…
Sen ise evde battaniyene sarılmış, “Acaba bir şey mi kaçırıyorum?” diye düşünüyorsun. İşte bu his FOMO — yani “kaçırma korkusu.”
Ama bazen de o battaniyenin altında, kimseye yetişmeden huzurla oturmak en büyük keyif. O da JOMO — “kaçırmanın keyfi.”
Bu bölümde:
FOMO’nun zihin üzerindeki etkilerini,
JOMO’nun getirdiği içsel özgürlüğü,
Sosyal medya kaygısını nasıl dönüştürebileceğimizi konuşuyoruz.
✨ Unutma: Kaçırdığın şeyler değil, kendini kaybetmek asıl mesele.
Yardım istemek…Çoğumuz için basit gibi görünen ama aslında en zorlanılan konulardan biri.“Ya reddedilirsem?”, “Ya güçsüz görünürsem?” diye düşünürken tek başımıza yükleniyoruz.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
Neden yardım istemekte zorlanıyoruz?
Toplumsal inançların (güçlü görünme baskısı, ayıp/günah algısı) rolü ne?
Yardım istemenin aslında nasıl bir güç göstergesi olduğu.
Sağlıklı ilişkiler kurmak için destek almanın önemi.
Unutma: Yardım istemek zayıflık değil, insan olmanın en doğal hali.
Her Şeyi Bir Anda Yapmak, Zihnin Koşturmacası
Bir iş bitmeden diğerine atlıyor musun? Aynı anda hem telefona bakıp hem yemek yapmaya çalışırken hiçbirini doğru düzgün yapamadığını fark ettin mi? Bugünkü bölümde “her şeyi bir anda yapma” alışkanlığını ve zihnimizin sürekli koşturma halinde olmasının bedellerini konuşuyoruz.
Neden her şeyi aynı anda yapmak istiyoruz?
Multitasking gerçekten işe yarıyor mu, yoksa beynimizi yoruyor mu?
Zihinsel ve bedensel sonuçları neler?
Daha sakin ve odaklı yaşamak için neler yapabiliriz?
Kendine şu soruyu sorma zamanı: Her şeyi bir anda yapmak zorunda mıyım?
“Ya hayır derlerse?”
“Ya beni istemezlerse?”Reddedilme korkusu, çoğu zaman bizi denemekten, kendimizi ifade etmekten ve özgürce yaşamaktan alıkoyuyor.
Bu bölümde:
Reddedilme korkusunun kökenlerini,
Bu korkunun ilişkilerimize ve kararlarımıza etkilerini,
Zihnimizin reddedilmeyi neden tehdit olarak algıladığını,
Reddedilme korkusuyla başa çıkmak için pratik yolları konuşuyoruz.
Unutma: Reddedilmek senin değerini düşürmez; sadece yolunu yeniden şekillendirir.
Hayatımız ne kadar bizim kontrolümüzde, ne kadar akışa bırakmamız gerekiyor?Bir yanda planlar, hedefler ve kontrol etme arzusu… Diğer yanda ise beklenmedik olaylar, sürprizler ve akışın getirdikleri.
Bu bölümde:
Kontrol ihtiyacının psikolojik kökenlerini,
Hayatı fazla planlamanın ve fazla akışa bırakmanın risklerini,
Dengeli bir yaşam için “kontrol” ve “akış” arasında nasıl bir yol bulunabileceğini,
Kendi ritmini keşfetmenin önemini konuşuyoruz.
Unutma: Ne her şey elimizde, ne de tamamen şansa bırakılmış. Gerçek güç, ikisi arasında kendi yolunu bulmakta.
Günlük hayatımızda farklı rollere bürünüyoruz: İşte başka, evde başka, sosyal medyada bambaşka…
Peki bu taktığımız sosyal maskeler gerçekten bizi koruyor mu, yoksa kendi benliğimizi gizlememize mi yol açıyor?
Bu bölümde:
Sosyal maskelerin neden ortaya çıktığını,
Toplum içinde farklı kimlikler takınmanın psikolojik etkilerini,
“Gerçek benlik” ile “toplumun bizden istediği benlik” arasındaki çatışmayı,
Maskelerimizi nasıl fark edip daha otantik bir yaşam sürebileceğimizi konuşuyoruz.
Unutma: Maskeler seni koruyabilir ama aynı zamanda senin önüne de set çekebilir. Gerçek özgürlük, kendin gibi yaşayabilmektir.
Hayatımızda yaşadığımız bazı olaylar gerçekten tesadüf mü, yoksa görünmez bir uyumun işaretleri mi? Aklınızdan geçen birini aramanız, doğru zamanda doğru yerde olmanız… Bunlar sadece şans mı, yoksa evrenin senkronizasyonu mu?
Bu bölümde:
Tesadüf kavramını psikolojik ve bilimsel açıdan,
Senkronizasyonu spiritüel ve felsefi açıdan,
Zihnimizin rastlantıları nasıl anlamlandırdığını,
Bu olayları hayatımızda nasıl okumamız gerektiğini konuşuyoruz.
Unutma: Belki de tesadüf dediğin, seninle hayat arasındaki gizli bir dil.
Özgüven…Kimi zaman fazlasıyla sahipmiş gibi görünürüz, kimi zaman ise en küçük bir adımda bile eksikliğini hissederiz. Peki özgüven gerçekten nedir ve nasıl güçlendirilebilir?
Bu bölümde:
Özgüvenin tanımını ve özsaygı ile farkını,
Özgüveni zayıflatan düşünce ve alışkanlıkları,
Güçlü özgüveni olan insanların ortak özelliklerini,
Günlük hayatta özgüveni geliştirmek için uygulanabilecek pratik yöntemleri konuşuyoruz.
Unutma: Özgüven doğuştan gelmez, her gün küçük adımlarla inşa edilir.
Sürekli ilgi bekleyen, empati göstermeyen, hep haklı çıkmak isteyen insanlar…
Onlarla yaşamak ya da çalışmak yorucu değil mi? İşte bunlar narsistik özellikler taşıyan kişiler.
Bu bölümde:
Narsist kişilerin temel özelliklerini,
Onlarla ilişkilerde yaşanan en yaygın sorunları,
Sınır koyma ve kendini koruma yollarını,
Sağlıklı iletişim için uygulanabilecek stratejileri konuşuyoruz.
Unutma: Narsist birini değiştiremeyebilirsin ama kendi sınırlarını güçlendirerek etkilenme biçimini değiştirebilirsin.
Zihniniz hiç susmuyor mu?Bitmeyen düşünceler, iç sesin sürekli konuşması, geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin kaygıları… İşte buna zihinsel gürültü diyoruz.
Bu bölümde:
Zihinsel gürültünün neden oluştuğunu,
Düşünce bombardımanının ruh halimize etkilerini,
Sessizlik ve dinginliği bulmak için uygulanabilecek basit pratikleri,
Zihinsel karmaşadan özgürleşmenin yollarını konuşuyoruz.
Unutma: Zihnini susturmak değil, ona yön vermek mümkün. Sessizlikte gerçek gücünü bulabilirsin.
Sürekli yorgun, motivasyonsuz ve hayattan keyif alamaz halde misiniz?
İşler, sorumluluklar ve beklentiler arasında sıkışıp kendinizi tükenmiş hissediyorsanız, bu yalnızca yorgunluk değil, tükenmişlik sendromu olabilir.
Bu bölümde:
Tükenmişlik sendromunun belirtilerini,
Zihinsel ve duygusal etkilerini,
Tükenmişliğe yol açan yaşam alışkanlıklarını,
Yeniden enerji kazanmak ve denge kurmak için yapılabilecekleri konuşuyoruz.
Unutma: Sen bir makine değilsin. Dinlenmek, sınır koymak ve kendine zaman ayırmak en doğal hakkın.
Her şeyin kötü tarafını gören, sürekli şikâyet eden, çözüme değil probleme odaklanan insanlar… İşte bu toksik negatifliktir. 🌫️
Bu bölümde:
Toksik negatifliğin ne olduğunu,
Sürekli karamsar olmanın çevresine nasıl zarar verdiğini,
Kötümserlik ile yapıcı eleştiri arasındaki farkı,
Negatif enerjiden kendimizi korumanın yollarını konuşuyoruz.
Unutma: Olumsuz duygular insana aittir, ama sürekli karanlıkta yaşamak zorunda değilsin.
“Sakın üzülme, hep mutlu ol!”,
“Olumlu düşün, her şey çözülür!”
İyi niyetli gibi görünen bu sözler bazen duygularımızı görmezden gelmemize neden oluyor. İşte bu da toksik pozitiflik: Gerçek duyguları bastırıp sahte bir mutluluk maskesi takmak.
Bu bölümde:
Toksik pozitifliğin ne olduğunu,
Olumlu düşünmenin nerede faydalı, nerede zararlı olduğunu,
Bastırılan duyguların zihinsel ve ruhsal sağlığa etkilerini,
Gerçek ve sağlıklı bir iyimserlik için neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
Unutma: Her zaman iyi hissetmek zorunda değilsin. Gerçek şifa, tüm duyguları kabul etmekle başlar.
“Yarın yaparım…” diye başlayıp günlerce, hatta aylarca ertelediğin oldu mu?
Erteleme, sadece işleri geciktirmek değil; çoğu zaman özgüvenimizi, motivasyonumuzu ve yaşam kalitemizi de etkiliyor.
Bu bölümde:
Neden ertelediğimizi,
Ertelemenin arkasındaki gizli korkuları ve bahaneleri,
Sürekli ertelenen işlerin hayatımıza yüklediği stresi,
Küçük adımlarla ertelemeyi nasıl aşabileceğimizi konuşuyoruz.
Unutma: Mükemmel an yoktur, başlamak için en iyi zaman şu andır.
Yardım istemek çoğu zaman zayıflık değil, cesaret gerektiren bir adım.Ama çoğumuz için “Ya reddedilirsem?” ya da “Güçsüz görünür müyüm?” korkusu yüzünden bu adımı atmak kolay olmuyor.
Bu bölümde:
Yardım istemekte zorlanmamızın nedenlerini,
Toplumun güçlü görünme baskısının rolünü,
Yardım istemenin aslında bir güç göstergesi olduğunu,
Sağlıklı ilişkiler için desteğe açık olmanın önemini konuşuyoruz.
Unutma: Yardım istemek seni küçültmez, tam tersine insanlığını büyütür.
Geçmişte yaşadığınız olayları tekrar tekrar düşündüğünüz oluyor mu?“Keşke öyle yapmasaydım” ya da “O gün hayatım değişti” gibi cümleler zihninizi meşgul ediyor mu?
Bu bölümde:
Geçmişe takılı kalmanın nedenlerini,
Sürekli geçmişi düşünmenin zihin sağlığına etkilerini,
Geçmişi bırakıp bugüne odaklanmak için neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
Unutma: Geçmiş bir ders, gelecek bir hayal… Tek gerçek an ise şimdi.
Güvende hissettiğimiz, risk almadığımız, her şeyin tanıdık olduğu o alan…
Evet, adı konfor alanı. Rahat ama çoğu zaman da gelişimimizi durduran bir yer.
Bu bölümde:
Konfor alanının bize sağladığı güveni,
Ama aynı zamanda bizi nasıl sınırladığını,
Konfor alanından çıkmanın neden bu kadar zor olduğunu,
Küçük adımlarla sınırlarımızı nasıl genişletebileceğimizi konuşuyoruz.
Unutma: Büyüme, her zaman konfor alanının biraz ötesinde başlar.
“Bunu giysem ne derler?”
“Böyle yaparsam ayıp olur mu?”
“Ya insanlar yanlış anlarsa?”
Hayatımızın bir noktasında hepimiz “elalem ne der” baskısını hissettik. Ama bu görünmez zincir, seçimlerimizi ve özgürlüğümüzü ne kadar etkiliyor?
Bu bölümde:
Toplumun yargılayıcı bakışının kökenlerini,
“Elalem” baskısının bireysel özgürlüğümüze etkilerini,
Kendi yolunu çizerken bu sesleri nasıl azaltabileceğimizi,
Gerçekten kimin için yaşadığımızı sorguluyoruz.
Unutma: Hayat senin, karar senin. Elalem sadece seyirci.
Hayat enerjinizi sürekli aşağı çeken, her şeyin kötü yanını gören insanlarla birlikte yaşamak zorunda kaldınız mı?
İşte bu bölümde kötümserliğin hayatımıza etkilerini ve bu insanlarla nasıl başa çıkabileceğimizi konuşuyoruz.
Bu bölümde:
Kötümser bakış açısının kökenleri,
Kötümserliğin çevresindekilere yansımaları,
Negatif enerjiye kapılmadan kendi dengenizi koruma yolları,
Sağlıklı sınırlar koyarak daha huzurlu bir ilişki kurma yöntemleri.
Unutmayın, başkalarının karanlık bakışı sizin ışığınızı söndürmek zorunda değil.
Her şeyi yönetmek isteyen, sürekli eleştiren, sizin adınıza kararlar alan insanlar…Tanıdık geliyor mu? İşte onlar hayatımızdaki kontrolcü kişiler.
Bu bölümde:
Kontrolcü kişilerin davranışlarının kökenlerini,
Onlarla ilişkilerimizin neden yorucu olduğunu,
Sınır koymanın neden bu kadar önemli olduğunu,
Daha sağlıklı iletişim kurmak için pratik yolları konuşuyoruz.
Unutmayın, kontrolü başkalarına bırakmak zorunda değilsiniz. Kendi yaşamınızın direksiyonu sizde!