Yeni yıl, yeni ben mi?
Bu bölümde “ya hep ya hiç” kararlarının iyileşme sürecini nasıl zorlaştırdığını, iyileşmenin neden lineer olmadığını ve neden zayıflığın mutluluğun anahtarı olmadığını konuşuyoruz.
İyileşmeyi günden güne, öğünden öğüne bir yolculuk olarak ele alıyor; düştüğümüz yerden kalkarken hatırlamamız gereken 4 hassas noktayı paylaşıyorum.
Yeni yıla daha nazik, daha gerçek ve daha umutlu bir yerden bakmak isteyenler için.
Sevgiler, İrem
“Bunu böyle yemezsem içim rahat etmiyor…”
Bu cümle sana tanıdık geliyorsa, bu bölüm tam sana göre.
Bu bölümde yeme bozukluklarında obsesyon–kompulsiyon döngüsünü, kaygıyı kısa süreli bastıran ritüellerin beyni ve iyileşmeyi nasıl etkilediğini konuşuyoruz.
Bu bölümde, yeme bozuklukları sürecinde kullandığımız kelimelerin beynimizi ve iyileşme yolculuğumuzu nasıl etkilediğini konuşuyoruz.
“Deneyeceğim” ile “yapacağım” arasındaki fark neden bu kadar büyük?
Neden yeme bozukluklarında “recovering” değil “recovered” dili daha iyileştirici?
Ve koçlukta accountability neden iyileşmeyi güçlendiriyor?
Çünkü kelimeler sadece düşünce değil.
Beyin için onlar birer gerçek.
Sevgiler, Irem
Bu bölümde sürekli bedenimiz ve yediklerimiz hakkında konuşulan bir dünyada, tüm o yorumlara rağmen kendimizi nasıl seçebileceğimizi konuşuyoruz. ‘You do you, I do me’ yaklaşımıyla dış seslerden iç sesimize dönmeyi, diyet kültürünün spor salonundan restorana kadar hayatımıza nasıl sızdığını ve kendi sağlıklı benliğimizi nasıl yaratabileceğimizi ele alıyoruz. Başkalarının tabağına değil, kendi yolumuza bakmayı hatırlatan bir bölüm. Ha bir de niye ben yağsız salata ısmarladım, o sorunun da cevabı bu bölümde :)
İyileşmeye başlayınca neden hemen kilo alıyorum? Bu artış hiç durmayacak mı?”
Bu bölümde, iyileşme sürecinde neredeyse herkesin yaşadığı o büyük korkuyu konuşuyorum.
Aslında bu hızlı artış, bedeninin panik yapması değil; tam tersine, “Nihayet enerji geliyor” diyerek verdiği çok doğal bir tepki.
Bedenin nasıl kısıtlamaya adapte olduğunu, neden ilk haftalarda hızlı bir toparlanma yaşandığını ve devam ettikçe nasıl yeniden dengeye geldiğini, reglinden kemik yoğunluğuna kadar her şeyin nasıl normale döndüğünü birlikte keşfediyoruz.
Özel günlerde kalabalık sofralar, ikramlar, alkol ve beklentiler yeme atağını tetikleyebilir. Bu bölümde kutlama öncesi kısıtlama, masaya bir niyetle oturma, ikinci tabak öncesi 10 dakikalık mola, “biraz fazla yemenin atağa dönüşmek zorunda olmadığı” farkındalığı ve alkol yerine rahatlama teknikleri gibi pratik araçları paylaşıyorum. Özel günlerde bedenini, zihnini ve duygularını nasıl destekleyebileceğini keşfetmek için bu bölüm sana iyi gelecek diye umuyorum. Sevgiler, Irem
Bu bölümde yeme bozukluklarının en sessiz ama en derin tarafını konuşuyoruz:
Bedenimizden nasıl uzaklaşıyoruz ve iyileşirken o bedene nasıl geri dönüyoruz?
Embodiment (bedende yaşamak) ile disembodiment (bedenden kopmak) arasındaki farkı, sinir sistemi, duygu düzenleme ve yeme davranışları üzerinden ele alıyoruz.
Hillary McBride’ın Practices For Embodied Living yaklaşımından ilhamla;
yeme bozukluğunun bizi nasıl bedenden kopardığını, bedenimizin nasıl sessizleştiğini ve yeniden nasıl “eve dönebileceğimizi” adım adım anlatıyorum.
Bu bölüm biraz iç dökme bölümü gibi oldu. Sizinle iyileşme dönemimin ilk zamanlarını, iyileşme kararını nasıl aldığımı ve aldığım karardan nasıl dönmediğimi anlatıyorum. Dinleyen ve dinlemeyen herkese sevgiler.
Bayramda bedenin hakkında yorum yapan bir amca, iş yerinde sürekli detokstan bahseden bir patron, ya da kendi zihninde hiç susmayan o eleştirel ses…
Hepsiyle başa çıkmanın yolu aynı yerden geçiyor: sağlıklı sınırlar kurabilmekten.
Bu bölümde “healthy self” ile nasıl koruma alanı yaratabileceğini, kimleri dinleyeceğini ve kimleri sessize alacağını konuşuyoruz.
Zayıflama iğneleri gerçekten çözüm mü, yoksa yeni bir diyet kültürü formu mu?
Bu bölümde, son yılların en popüler konularından biri olan GLP-1 iğnelerini konuşuyoruz. Ozempic, Wegovy, Mounjaro gibi isimlerle karşımıza çıkan bu ilaçlar aslında nereden çıktı, ilk başta hangi hastalıklar için geliştirildi ve nasıl oldu da “zayıflama iğnesi”ne dönüştü?
Bilimsel ama sade bir dille, tokluk hissinin beyinde nasıl oluştuğunu, GLP-1 hormonunun vücuttaki rolünü, ve bu ilaçların davranışsal etkilerini ele alıyoruz.
Ayrıca bir yeme bozukluğu koçu olarak bu tür müdahalelerin, özellikle geçmişinde diyet kültürüyle mücadele etmiş kişilerde hangi duygusal tetiklemeleri yaratabileceğinden de bahsediyorum.
Kilo verme döngülerinin ardındaki biyoloji, diyet kültürünün görünmeyen etkileri ve yeme bozukluğundan iyileşmenin gerçek belirtileri üzerine sıcak bir sohbet.
Bu bölümde sıkça sorulan üç konuyu ele alıyoruz:
Bir yeme bozukluğu koçu olarak bu üç soruyu yargısız, şefkatli ve gerçekçi bir şekilde cevaplıyorum.
Bedenle barışmak, yemekle güven ilişkisini yeniden kurmak ve içsel gürültüyü susturmak üzerine samimi bir sohbet bu.
Bir yeme bozukluğundan iyileşmek sadece yemekle barışmak değildir — aynı zamanda bir vedadır.
Yıllarca seni “koruyan”, seni tanımlayan, seni kontrol ettiren o tarafın artık yoktur.
Ve geriye bir boşluk kalır.
Bugünkü bölümde o boşluktan, o sessizlikten ve o yas hâlinden konuşuyoruz.
Yeme bozukluğunun yasını tutmak; hem eski bedenine, hem eski kimliğine, hem de tanıdık olan acıya veda etmektir.
İyileşme bazen ağlatır, bazen şaşırtır, bazen sessizleştirir.
Ama her gözyaşı, yeni bir benliğe yer açar.
Bu bölümde birlikte şu sorulara bakıyoruz:
✨ “Neden iyileşirken üzgün hissediyorum?”
✨ “Eski bedenimi özlemek yanlış mı?”
✨ “ED’siz ben kimim?”
✨ “Boşlukla nasıl yaşanır?”
Yas, iyileşmenin kanıtıdır.
Çünkü sadece bıraktığın bir şeyin yasını tutarsın.
Bu bölümde, yıllarca kalori saymış biri olarak saymayı nasıl bıraktığımı, hâlâ tüm o bilgileri hatırlayabiliyor olmama rağmen artık o “kalori kapsülüne” girmemeyi nasıl seçtiğimi anlatıyorum.
Kalorinin ne anlama geldiğini basitçe açıklıyoruz, sonra da adım adım stratejiler paylaşıyoruz:
• Çocuk gibi düşünmek ve beden sinyallerine dönmek
• Tek bir öğünden başlayarak yavaş yavaş bırakmak
• Ölçüm araçlarını aşamalı olarak gevşetmek (tartıdan kaşığa, kaşıktan göz kararına)
• Sayma dürtüsü geldiğinde kaygıyı yönetmek
• Uygulama ve bildirimlerden uzaklaşmak
• Şükran rutini, aynada farkındalık, yazı pratiği gibi destekleyici yöntemler
Bu bölüm, kalori saymayı bırakmak isteyen ama “kontrolü kaybeder miyim?” korkusu yaşayan herkes için.
Sana şunu hatırlatmak istiyorum: Bilgiyi unutmak zorunda değilsin, onu kullanmamayı seçebilirsin.
Bu bölümde ‘koşullu yeme’yi masaya yatırıyoruz.
‘Dün çok yedim, bugün az yemeliyim’, ‘Saat 8’den sonra yemek yasak’,
‘Hastayım, istediğimi yerim’ gibi görünmez kuralların
yemekle olan ilişkimizi nasıl şekillendirdiğini keşfediyoruz.
Sen de kendi kurallarını fark etmek ve belki birini esnetmeyi denemek için bana katıl!
Her lokma bir kuralla mı geliyor? Masaya oturmadan önce zihninde sessiz bir hazırlık mı başlıyor?
Bu bölümde, yemekle olan ilişkinin arka planında gizlice büyüyen takıntılı düşünceleri konuşuyoruz. OCD ve yeme bozukluklarının nasıl iç içe geçebileceğini, sayılarla, saatlerle, ritüellerle çevrili bir yeme davranışının iç dünyada nasıl yankı bulduğunu birlikte keşfediyoruz. Belki de bu kez sadece “fark etmek” bile bir başlangıç olabilir.
Hiç yemek yemediğin halde dolabında yiyecek biriktirdiğin oldu mu? Ya da çöpe atmaya “kıyamadığın” şeyler… Belki de beynin sana bir şey anlatmaya çalışıyordur. Bu bölümde, anoreksiya ile birlikte gelen bir davranışı—biriktirmeyi—konuşuyorum. Kendi gözlemlerim, danışan deneyimleri ve beynin kıtlıkta nasıl tepki verdiği üzerine bir sohbet seni bekliyor.
“Ben diyet yapmıyorum ki…” diyorsun ama yine de yemeğin saatine, miktarına, gününe, çeşidine gizli gizli kurallar koyuyor musun? Belki de fark etmeden kısıtlama yaşıyorsun.
Bu bölümde; çok yaygın ama çoğu zaman fark edilmeyen 8 farklı kısıtlama türünden bahsediyoruz. Kahvaltıyı saate göre ertelemek, sadece “güvenli” seçimleri yapmak, yiyeceği uzatmak, hatta pastayı çöpe atmak gibi davranışların ardındaki duyguları birlikte konuşuyoruz.
Kendini bu örneklerde buluyorsan yalnız değilsin. Gel, birlikte merak edelim. Belki de yemekle kurduğun ilişkiyi daha yumuşak, daha özgür bir yere taşımanın zamanı gelmiştir.
“Dün çok yedim, bugün kahvaltıyı atlamalıyım.”
“Battı balık yan gider, ye gitsin.”
“Tatile kadar aç kalmalıyım.”
Bu cümleler sana da tanıdık mı geliyor?
Yeme bozukluğu iyileşmesinde en güçlü araçlardan biri tersine davranış. Düşüncelerinin seni yönlendirdiği zararlı yollara gitmek yerine, tam tersini yapabilmek… İşte iyileşmenin küçük ama devrimsel adımı bu!
Bu bölümde;
gibi konuları konuşuyoruz.
Çünkü iyileşme mümkün. Ve yalnız yürümek zorunda değilsin.
@antidietfoody ile bu yolculuğa sen de katıl!
Bu bölümde, binge sonrası yaşanan “ertesi gün sendromu”nu, gerçek dinleyici ve takipçi örnekleriyle ele alıyor; hem duygusal hem fiziksel etkilerini detaylıca anlatıyorum. Ayrıca bu döngüden çıkmak için uygulayabileceğin pratik öneriler sunuyorum.
Tıkınırcasına yeme, yalnızca bir irade sorunu değil. İyileşme mümkün.