Bazen aynı cümle iki kişide iki ayrı alarma basıyor.
Sen “konuşalım” diyorsun, o “baskı” hissediyor.
O susuyor, sen “terk edildim” gibi oluyorsun.
Bu bölümde, farklı tepkilerle aynı ilişkide kalmaya çalışan iki insanı konuşacağız.
İki hikâye var; iki tarafın da iç dünyası var.
Ve kimseyi suçlamadan şunu soracağız: Bu ilişkiyi yoran şey zıtlık mı, yoksa birbirimizi yanlış okumak mı?
Tek bir reçete yok.
Ama kendini ve ilişkiyi daha net görebileceğin sorular, cümleler ve küçük pratikler var.
Hazırsan başlayalım. 🌿
Tam güzel gidiyor derken bir anda geri mi çekiliyorsun?
Mesajlara dönmek zor geliyor, planlar yaklaşınca içini bir huzursuzluk mu kaplıyor?
Bu bölümde “soğudum” sandığımız hâlin bazen sevmemek değil, kendini korumak olabileceğini konuşuyoruz.
İki hikâye eşliğinde; yakınlık arttığında neden kusur aradığımızı, neden bir anda uzaklaşmak istediğimizi ve bu örüntünün nereden beslenebileceğini yumuşak bir yerden ele alıyoruz.
Belki mesele yanlış kişi değil…
Belki içindeki bir parça, yakınlığı hâlâ risk gibi algılıyordur.
Hazırsan başlayalım. 🌿
Yan yanayız…
Sevgi var gibi.
Ama içim rahat değil.
Bu bölümde, ilişkideyken neden huzursuz hissedebildiğimizi konuşuyoruz.
Bazen bedenin geçmişten kalan alarmı,
bazen ilişkide öğrendiğimiz tepkiler,
bazen de içimizde hâlâ tedirgin olan o küçük yan…
Huzursuzluk her zaman bir sorun değildir.
Bazen bedenin ve duyguların bize bir şey anlatma şeklidir.
Bu bölüm, doğru–yanlış ilişki ayrımı yapmadan;
etiketlemeden, suçlamadan
ilişkide güven, beden ve içsel huzur üzerine duruyor.
Belki mesele “yanlış bir ilişkide olmak” değil…
Belki mesele, yanındayken rahatlayabilip rahatlayamadığımızdır.
Hazırsan başlayalım. 🌿
Modern ilişkilerde hepimizin aklından geçen o soru:
“Beni gerçekten seviyor mu?”
Bazen karşımızdakinin davranışını okumakta zorlanıyoruz…
Bazen de gördüğümüz şey davranış değil, geçmişten kalan bir duygunun yankısı oluyor:
Yeterince değer görmediğimiz dönemler,
kendimizi eksik hissettiren deneyimler,
ya da birine güvenmenin uzun süre riskli geldiği o eski alışkanlıklar…
Bu bölümde hem modern ilişkilerin belirsizliğini
hem de sevildiğimize inanmayı zorlaştıran eski duygusal izleri konuşuyoruz.
İki hikâye eşliğinde,
“Acaba beni sevmiyor mu?” sorusunun arkasındaki gerçekleri
yumuşak ve anlaşılır bir yerden ele alıyoruz.
Belki sevgi eksilmedi…
belki sadece kalbimiz, geçmişin sesinden bugünü duyamıyor.
Hazırsan başlayalım. 💛
Kendimizi duymak bazen en zor şeydir.
Herkesi düşünmekten, herkese yetişmekten, herkesin duygusuna alan açmaktan
kendi sesimizi duyamaz hale geliriz.
Bu bölümde uzun süredir kenara koyduğumuz o iç sese dönüyoruz.
Başkalarının istekleri, beklentileri ve gürültüleri arasında
unuttuğumuz “ben ne hissediyorum?” sorusunu yeniden hatırlıyoruz.
Anlatım ve mektup parçalarının iç içe geçtiği bu bölüm;
kendine yaklaşmak, kendini duymak,
kendi ihtiyaçlarını fark etmek isteyen herkes için
sakin bir yolculuk.
Belki bu kez, yıllardır susturduğun o ses
sana ilk cümlesini fısıldar.
Hazırsan, kendinden kendine bir adım atıyoruz. 💛
Hayat bazen en çok güvendiğimiz yerlerden incitir.
Beklediğimiz olmaz, umduğumuz gerçekleşmez, tutunduğumuz kopar.
Ve hayal kırıklığı dediğimiz o duygu… tam kalbimizin ortasına oturur.
Bu bölümde hayal kırıklığını küçümseyen, hızla geçiştiren bir yerden değil;
hepimizin içinden geçen, çok insani bir yerden konuşuyoruz.
Neden bu kadar acıttığını, neyi kaybettiğimizi, neden bazı şeyleri kabullenemediğimizi…
ve bu duygunun içinden nasıl geçebileceğimizi anlatıyorum.
İki derin hikâye eşliğinde,
gerçekler ve hayaller arasındaki o ince çizgiyi keşfediyor,
hayal kırıklığına eşlik eden sessiz yaslara dokunuyoruz.
Bu bölüm bir “unut gitsin” tavsiyesi değil.
Bu bölüm, yaşadığın hayal kırıklığını anlamana, düzenlemene
ve içinden geçmene yardımcı olacak bir rehber.
Bazen bazı ihtimaller gerçekleşmez…
ama bu senin ihtimallerinin bittiği anlamına gelmez.
Bazen biri bir şey yapmaz…
Ve biz anlam veremediğimiz bir kırgınlık yaşarız.
Tam o anda içimizde küçük bir soru belirir:
“Ben burada neyi bekledim?”
Bu bölümde tam da bu sorunun izini sürüyoruz.
Çünkü her beklenti bugüne ait değildir.
Bazıları çocukken duyulmayan bir sesin,
karşılanmayan bir ihtiyacın,
yarım kalmış bir temasın yankısıdır.
Partnerimizden, arkadaşımızdan, sevdiklerimizden beklediğimiz şeyler
çoğu zaman o küçük halimizin hâlâ görmek istediği özenin yetişkin versiyonudur.
Bu bölümde,
hangi beklentilerin bugünkü benliğimize ait olduğunu,
hangilerinin geçmişimizin yansıması olduğunu,
nerede yorulduğumuzu,
nerede haksızlık ettiğimizi
ve nerede kendi iç sesimizi yanlış okuduğumuzu konuşacağız.
Üç gerçek hayat hikâyesiyle:
• Duygusal olarak ihmal edilen bir çocuğun yetişkinlikteki beklentileri
• “Seven insan böyle davranır” diye düşünen kadının iç monoloğu
• Partnerinden annesinin sevgisini beklediğini fark eden erkeğin öyküsü
Ve bölümün sonunda şunu ayırt etmeyi öğreneceğiz:
Bu benim yetişkin beklentim mi,
yoksa geçmişten gelen bir ses mi konuşuyor?
Kendine kulak vermeye hazırsan, başlayalım. 🌿
“Onları seviyorum… ama yanlarında kendim olamıyorum.”
“Birlikteyken içim daralıyor, uzaklaştığımda da suçluluk hissediyorum.”
Aileyle aramıza mesafe koymak bazen ihanete benzer.
Ama belki de bazen, kendini kaybetmeden sevebilmenin tek yoludur bu.
Bu bölümde, aileye duyulan sevgiyle bireysel özgürlük arasındaki o ince çizgiyi konuşuyoruz.
Neden mesafe koymak suçluluk yaratır?
Neden bazı yetişkinler hâlâ “iyi çocuk” rolünden çıkmakta zorlanır?
Ve özellikle hâlâ ailesiyle yaşayan, maddi ya da duygusal olarak onlara bağlı olan yetişkinler için
“sağlıklı mesafe” gerçekten nasıl mümkün olur?
Şema terapinin bakış açısından; onay arayıcılık, kendini feda, bağımlılık ve boyun eğicilik şemalarının aile ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini ele alıyoruz.
Ama bu kez suçlamadan, savunmadan, sadece anlayarak...
Çünkü bazen özgürleşmek, uzaklaşmak değil —
aynı evde kalarak kendi iç sesini duymayı öğrenmektir.
🎧 Kendime Kulak Verdim – Bölüm 26: Aileden Uzaklaşmak: Suçluluk mu, Özgürlük mü?
🌿 “Sevgi bazen mesafe koymayı da içerir.”
Bazen herkesin hayatı ilerliyor gibi hissedersin.
Kimisi evlenir, kimisi taşınır, kimisi bambaşka bir şehirde yeni bir başlangıç yapar.
Ve sen… sanki yerinde kalmışsındır.
Sanki gerisinde kaldığın hayatlar vardır.
Ama belki de mesele, kimsenin önünde ya da arkasında olmamakta —
sadece kendi hızını bulamamakta.
Bu bölümde, “herkes bir şeyler yaparken”
neden kendimizi geride hissederiz,
çocuklukta bize öğretilen o “yetişme” telaşının kökenlerine bakıyoruz.
Belki de hiçbir şeyi kaçırmıyoruzdur.
Belki de tam zamanında, sadece biraz nefes alıyoruzdur. 🌿
Birini kırmamak için kendini kırdığın oldu mu hiç?
Bazen sevgiyi korumaya çalışırken, aslında kendimizden uzaklaşırız.
“Ayıp olur” diye sustuğumuz, “üzülmesinler” diye kendi içimizi bastırdığımız anlarda
yavaş yavaş sınırlarımız silinir.
Bu bölümde, sınır koymanın neden bu kadar zor olduğunu,
“hayır” derken neden suçluluk hissettiğimizi ve
sınırın aslında uzaklaşmak değil, kendinde kalabilmek olduğunu konuşacağız.
🌿 Kendime Kulak Verdim – Benim de Bir Sınırım Var
Bazı günler güçlü olmak istemezsin.
Bir şeyleri halletmek, toparlamak, gülümsemek gelmez içinden.
Sadece dağılmak, biraz sessiz kalmak, içinden geçenleri olduğu gibi bırakmak istersin.
Ama o anda bile içinden bir ses yükselir:
“Dayan. Sen güçlüsün.”
Bu bölüm, o sesin altında kalmış, yorulmuş tarafımıza dair.
Hep güçlü durmaya çalışan, ama içten içe “artık istemiyorum” diyen yanımıza.
Şema terapide biz buna “aşırı telafi eden taraf” deriz;
aslında çok erken yaşta yük almış, güçlü görünmek zorunda kalmış bir çocuk vardır orada.
Ama artık o çocuk yalnız değil.
Artık dağılmak da mümkün, toparlanmak da.
Bazen en büyük güç,
biraz dağılmaya izin vermektir.
DİKKAT FAZLACA FARKINDALIK İÇERİR !!!
Hiç durmak istemediğin oldu mu?
Sadece düşünmemek için telefona sarıldığın, işe gömüldüğün, temizlik yaptığın, bir şeyler izlediğin anlar…
Aslında tüm bunlar bazen sadece bir şey hissetmemek içindir.
Bu bölümde, duygularla başa çıkmak yerine onlardan kaçtığımız o anları konuşuyoruz.
Kimi zaman hissizleşiyoruz, kimi zaman susuyoruz, kimi zaman da güçlü görünmeye çalışıyoruz.
Ama her birinin altında aynı çocuk var: korkmuş, kırılmış, yalnız kalmak istemeyen o küçük çocuk.
Terapide bu kaçışların izini sürüyoruz; hangi duygudan, hangi anda uzaklaştığımızı buluyoruz.
Çünkü kendimizden kaçmayı bıraktığımızda, içimizdeki çocuğun sesini nihayet duyabiliyoruz.
Belki senin için de bugün, o sesi duymanın zamanı gelmiştir…
Bazen affetmek kolay değildir.
İçinde yıllar öncesinden kalan bir öfke, bir kırgınlık, bir “neden böyle oldu” sorusu vardır.
Ve zaman geçtikçe affetmek değil, bu yükü taşımak yorucu hale gelir.
Bu bölümde, affedemediğimiz insanlara karşı içimizde biriken o duygulara yakından bakıyoruz.
Bazen affetmek istemeyiz çünkü hâlâ anlaşılmadığımızı hissederiz.
Bazen sadece bir “özür” duymak isteriz, ama o kelime hiç gelmez.
Ve sonunda kendimizi, sürekli anlatmaya, kanıtlamaya çalışırken buluruz.
Oysa iyileşme, bazen karşımızdakinden değil, kendimizden gelir.
Kendine dönüp şunu diyebildiğinde:
“Evet, beni anlamadılar. Ama ben artık kendimi anlıyorum.”
Affetmek bir zorunluluk değil.
Bazen sadece yükü yere bırakmak, kalbini dinlendirmek yeterlidir.
🎙 Kendime Kulak Verdim’in bu bölümünde, affetmeden de hafifleyebilmenin yollarını konuşuyoruz.
Spotify, Apple Podcasts ve YouTube’da yayında. 🌿
Her şey yolunda giderken bile için tam olarak rahat etmiyor mu? Mutlu anların bile gölgesinde bir kaygı mı dolaşıyor…Sanki her an kötü bir şey olacakmış gibi?
Bu bölümde, içinizdeki kaygılı çocukla tanışıyoruz. Dünyayı tehlikeli ve öngörülemez gibi gören bu çocuk yanın sesine kulak veriyoruz.Kaygının kökenlerine —kaygılı ebeveynlere, tutarsız ortamlara, çocuklukta yaşanan ani sarsıntılara— şefkatle bakıyoruz.
Ve sonra o çocuğun elini tutup şunu söylüyoruz:“Artık yalnız değilsin. Ben buradayım.”
Kaygıyı yok etmeye değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenmeye niyet ettiğimiz bu bölümde, sağlıklı yetişkin yanımızı güçlendirecek yolları keşfediyoruz.
Modern ilişkiler karmaşıklaştıkça, duygularımız da onlarla birlikte savruluyor…
Ghosting, love bombing, breadcrumbing — son yıllarda sık sık karşımıza çıkan bu terimler, aslında sadece ilişkilerin yüzeyinde kalan davranış biçimleri değil.
Onlar, hem karşımızdakinin hem de bizim iç dünyamızdaki yaralı taraflara dokunan, görünmez duygusal döngüler.
Bu bölümde, modern ilişkilerin popüler terimlerine kulak veriyor; tetikledikleri çocuk taraflarımızı birlikte keşfediyoruz.
Eğer kendini bir anda yok sayılmış, duygusal olarak savrulmuş ya da hep umutla beklerken bulduysan… bu bölüm sana iyi gelecek 💛
“Başlayacağım ama… yarın.”
Bu cümleyi kendine defalarca söyledin mi?
Sorumlulukları ertelemek, harekete geçmekte zorlanmak, mükemmeliyet baskısıyla adım atamamak…
Bu bölümde erteleme döngüsüne kulak veriyoruz.
İçimizdeki zor gelenden kaçan yanımızı, eleştirel sesi ve bu döngüyü nasıl kırabileceğimizi konuşuyoruz.
✨ Küçük adımlarla başlamak mümkün.
📍 Kendime Kulak Verdim – Spotify, YouTube ve Apple Podcast’te yayında!
Yalnızlık sadece tek başına kalmak değildir. Bazen kalabalıkların ortasında, sevdiğimiz insanların yanında bile içimizde yankılanır. Kaçmaya çalıştıkça büyüyen bu duygu, aslında bize kendimizi duyma fırsatı da sunar.
Yeni bölümümde Yalnızlığımla Barışmak üzerine konuşuyorum. Masalsı bir girişle ‘Yalnız Ağacın Hikayesi’ni dinleyecek, sonra yalnızlığın acıtan ve dönüştüren yüzünü birlikte keşfedeceğiz. Şemalar, içsel sesler ve sağlıklı yetişkinin desteği eşliğinde yalnızlığın yanına oturmayı deneyeceğiz.
Ayrıca yalnızlığı hafifletecek pratik yolları, içsel şefkat ritüellerini ve sosyal becerilerimizi geliştirmek için küçük ama güçlü alıştırmaları paylaşıyorum.
Eğer sen de zaman zaman yalnızlığın ağırlığını hissediyorsan, bu bölüm tam sana göre. Unutma: Yalnız değilsin.
Farklı ilişkiler zamanla aynı hisleri hissetmene benzer deneyimler yaşamana sebep oldu mu? İlk başta bambaşka gibi görünen ilişkiler, sonunda hep aynı hayal kırıklığına mı dönüşüyor? İlgisiz, eleştiren ya da ulaşılamaz kişiler… Peki kalbimiz neden hep tanıdık olanı seçiyor?
Bu bölümde “benzer kişilere çekilme” döngüsünü, günlük hayattan örneklerle konuşuyoruz. Tanıdık gelen ile sağlıklı olan arasındaki farkı birlikte keşfediyoruz.
📍 Kendime Kulak Verdim – Spotify, YouTube ve Apple Podcast’te yayında!
Hiç kendini şöyle derken buldun mu:
“Şimdi istiyorum, hemen istiyorum!”
“Bekleyemem, dayanamam!”
Bu bölümde içimizdeki dürtüsel çocuğa kulak veriyoruz.
Sonuçlarını düşünmeden harekete geçen, sabırsız, “hemen şimdi” diyen yanımızı…
Alışverişte, ilişkilerde, öfke anlarında nasıl ortaya çıktığını konuşuyoruz.
Ve bu tarafımızı nasıl fark edebileceğimizi, onun enerjisini nasıl daha sağlıklı yönlendirebileceğimizi birlikte keşfedeceğiz.
📍 Kendime Kulak Verdim – Spotify, YouTube ve Apple Podcast’te yayında!
Hepimizin ailesiyle ilgili farklı hikâyeleri var.
Kimi zaman güzel anılar, kimi zaman da içimizde biriken kırgınlıklar…
Çocukken eksik kalan şeyleri fark ettiğimizde, o boşluk bazen öfke olarak karşımıza çıkıyor.
Bu bölümde, ailemize duyduğumuz öfkenin ve kırgınlığın kökenlerine kulak veriyoruz.
Bu duygularla ne yapabileceğimizi, onları nasıl anlayabileceğimizi ve sağlıklı yollarla nasıl taşıyabileceğimizi konuşuyoruz.
📍 Kendime Kulak Verdim – Spotify, YouTube ve Apple Podcast’te yayında.