Merhabalar, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcastkanalına hoş geldiniz.
Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın belki de en zorama en belirleyici noktasına yaklaşıyoruz: Zihin ısrar etmeye devam ettiğinde ne yapılır?
Günlük hayatta bazı düşünceler gelir ve gitmez.
Yanıtlanır.
Sorgulanır.
Test edilir.
Ama yine de aynı yerden konuşmaya devam ederler ve bu noktada çoğu insan şunu düşünür:
“Demek ki yanlış yapıyorum.”
“Demek ki yeterince iyi çalışmadım.”
Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın her zamanonları değiştirmekle sonuçlanmadığını; bazen de düşünceyle kurulan ilişkinin değişmesinin asıl dönüşüm olduğunu elealıyoruz.
Hangi düşüncelerin yanıtlandığında esnediğini, hangi düşüncelerin test edildiğinde etkisini kaybettiğini ve neden bazı düşüncelerle artık mücadele etmek yerine kabul noktasına geçildiğini adım adım konuşuyoruz.
Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;
Bu bölüm, otomatik düşünceleri susturmak için değil; onlarla birlikte hayatla temas edebilecek bir alan açmak için.
Çünkü otomatik düşüncelerle çalışmak, onları tamamen ortadan kaldırmak değildir. Onları tek ses olmaktan çıkarmaktır.
Keyifli dinlemeler.
Referans
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz. Bu bölümde, değerli meslektaşım Uzman Psikolog Burcu Özgür Mazı ile birlikteyiz. Bazı çocuklar oyun oynayarak büyümez. Büyümek zorunda kalarak büyür.
Bu bölümde, çocukluğunu yaşayamamış, erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalmış, “çok olgun” diye övülen ama çoğu zaman oyuna, hataya ve denemeye alan bulamamış çocukları konuşuyoruz.
Çocuk işçiliğinden “aşırı iyi çocuk” beklentisine, oyunla gelişen esneklikten rol katılığına, babanın otoritesinden “yeterince iyi annelik” kavramına uzanan bu sohbet; büyümüş gibi yapan ama aslında büyüyememiş yanlara yakından bakıyor.
Çocukken oynayamayanların, yetişkinlikte neden bu kadar gergin olabildiğini, hata yapmaktan neden bu kadar korktuğunu, yalnız kalmakla yapayalnız kalmak arasındaki farkı birlikte düşünmeye davet ediyoruz.
Instagram:
@burcuozgurmazi
Spotify Podcast:
Burcu'nun Kelimeleri
Merhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.
Bu bölümde, terapi sürecinin en sık karşılaşılan ama en çokyanlış anlaşılan alanlarından birine yaklaşıyoruz:
otomatik düşüncelerle nasıl çalışılır?
Günlük hayatta zihnimiz durmadan konuşur.Kimi zaman bir cümle gelir ve fark etmeden geri çekiliriz.Kimi zaman bir düşünce, gerçeğin kendisiymiş gibi yerleşir ve çoğu zaman ilk refleksimiz şudur:“Bunu değiştirmeliyim.”
Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın her zamanonları düzeltmek ya da susturmak anlamına gelmediğini konuşuyoruz.
Hangi düşüncenin gerçekten çalışılmaya değer olduğunu, neden bazı düşüncelerin ne kadar sorgulasak da değişmediğini, ve değerlendirmenin düzeltmekten farkını adım adım ele alıyoruz.
Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;
Bu bölüm, “daha iyi düşünmek” için değil;düşünceyle araya küçük ama belirleyici bir mesafe koyabilmek için bir durak.
Çünkü otomatik düşüncelerle çalışmak, onları tamamen ortadan kaldırmak değildir. Onları tek ses olmaktan çıkarmaktır.
Keyifli dinlemeler.
Referans
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası ''Psikoloji rehberi''nin bubölümünde terapinin en temel ama çoğu zaman fark edilmeden geçilen bir becerisine odaklanıyoruz:
Duyguları ayırt edebilmek.
Günlük hayatta çoğu insan ne hissettiğini söyleyebilir;ancak o hissin neye ait olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değildir.
“Kötüyüm”, “iyi değilim”, “içim sıkılıyor” gibi ifadelerin ardında çoğu zaman birden fazla duygu ve düşünce birlikte çalışır.
Bu bölümde, duyguları bastırmayı ya da değiştirmeyi değil;onları daha net görebilmeyi ele alıyoruz. Bir duygunun, bir düşünceyle nasıl karışabildiğini, düşüncenin duygu gibi yaşanabildiği anları ve bu ayrım netleştiğinde terapi sürecinde nelerin değiştiğini konuşuyoruz.
Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;
Ayrıca, duygularla çalışmanın onları kontrol etmek anlamınagelmediğini; tam tersine, duygunun ortaya çıktığı bağlamı anlayarak daha esnek bir ilişki kurmayı mümkün kıldığını tartışıyoruz.
Bu bölüm, daha az hissetmeyi değil; daha net hissetmeyiamaçlayan bir durak.
Çünkü terapi sürecinde değişim çoğu zaman büyük fark edişlerle değil, küçük ama tutarlı ayırt edişlerle başlar.
Keyifli dinlemeler.
Referans
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.
Bu bölümde, daha önceki bölümlerden de tanıdığınız değerli meslektaşım Uzman Psikolog/Çift ve Aile Terapisti Elif Cilmeli ile birlikteyiz.
Bu kez klasik bir anlatım yerine, Instagram üzerinden gelen ilişkilere dair sorulara alan açtık.
Takipçilerden gelen, çoğu zaman içten içe taşınan ama yüksek sesle sorulamayan sorular…
Bu bölüm, cevaplardan çok düşünmeye alan açan bir sohbet olarak ilerliyor.
Kendi ilişki deneyimlerinizi gözden geçirmenize eşlik edecek, tanıdık gelen sorularla dolu bir durak.
Hazırsanız, dinleyicilerden gelen sorularla şekillenen bu bölüme birlikte geçelim. Keyifli dinlemeler.
Instagram:
@psikolog.elifcilmeli
Mail adresi:
psk.elifcilmeli@gmail.com
Merhabalar, Zihin Pusulası ''Psikoloji rehberi''nin bu bölümünde terapi sürecinin çoğu zaman fark edilmeyen ama duyguların yönünü ve davranışların seyrini belirleyen kritik bir noktaya odaklanıyoruz: Otomatik düşünceler.
Önceki bölümlerde değerlendirme görüşmesini, ilk seansın temel yapısını ve terapi sürecinin nasıl şekillendiğini ele almıştık. Şimdi, bu yapının içinde sessizce işleyen bir başka dinamiğe yaklaşıyoruz: Bir anda beliriveren, hızla sonuç veren ve çoğu zaman tartışmasız kabul edilen düşüncelere.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
• Otomatik düşünce nedir ve neden bu kadar etkilidir?
• Bir duygu anında zihnin verdiği ilk tepki nasıl fark edilir?
• “Gerçek” ile “zihnin o anki yorumu” arasındaki ayrım nasıl anlaşılır?
• Terapist seans içinde hangi soruları kullanarak bu düşünceleri görünür kılar?
• Düşünceyi bastırmak değil, anlamlandırmak neden değişimin ilk adımıdır?
• Küçük farkındalıkların davranış üzerinde nasıl büyük etkileri olabilir?
Ayrıca otomatik düşüncelerle çalışmanın pozitif düşünme telkini olmadığını, duyguların reddi anlamına gelmediğini ve kişinin kendi deneyimini daha net duymasına yardımcı olduğunu ele alıyoruz.
Bu bölüm, serinin bundan sonraki adımları için önemli bir geçiş.
Çünkü ilerleyen bölümlerde bilişsel çarpıtmalara, düşüncenin değerlendirilmesine ve yeniden yapılandırılmasına geçeceğiz. Otomatik düşünceleri fark etmek, tüm bu süreçlerin temelini oluşturan ilk temas noktasıdır.
Hazırsanız; zihnin arka planda işleyen o hızlı, kısa ve etkili cümlelerine birlikte yaklaşalım.
Keyifli dinlemeler 🎧
Referans
Beck, J.S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası ''Psikoloji rehberi''nin bu bölümünde terapi sürecinin dışarıdan bakıldığında “tekrar” gibi görünebilen fakat aslında en belirleyici aşamasına odaklanıyoruz: İlk seansın ardından gelen ikinci ve sonrakigörüşmelere.
Önceki bölümlerde, değerlendirme görüşmesinin nasılşekillendiğini ve ilk oturumun ritmini konuşmuştuk.
Bu bölümde ise terapi sürecinin neden benzer bir yapı üzerinden ilerlediğini, bu çerçevenin terapide hangi amaçlara hizmet ettiğini ve değişimin kimi zaman sessiz ama tutarlı adımlarla nasıl oluştuğunu ele alıyoruz.
Gündemin yeniden kurulması, duygusal tonun takip edilmesi,önceki haftaya dair güncelleme, otomatik düşüncelerin yakalanması, küçük hedeflerin belirlenmesi, işlevsel olmayan döngülerin görünür hâle gelmesi ve seans sonu özet–ödev yapısının sürdürülmesi…
Bu ritim, seansları birbirine benzetmekle kalmaz; her görüşmeyi bir öncekinden öğrenen, bir sonrakine hazırlayan bir süreç hâline getirir.
Bu bölümde şunlara yakından bakıyoruz:
• Neden ikinci ve sonraki seanslar benzer adımlarla açılır?
• Sabit çerçeve danışan için nasıl bir güven duygusu yaratır?
• Günlük yaşamdan getirilen küçük gözlemler, terapide neden büyük veridir?
• Aynı sorunun farklı haftalarda farklı anlamlar üretmesi neyi gösterir?
• Değişim her zaman büyük cümlelerle değil, sessiz geçişlerle de mümkün müdür?
• Özet, takip ve ödev süreçleri terapötik ilerlemeyi nasıl somutlaştırır?
Ayrıca, bu yapının terapiyi sınırlamak için değil; zihin karmaşıklaştığında yön duygusunu korumak için nasıl bir pusula görevi gördüğünü de konuşuyoruz.
Bu yapının amacı süreci kalıplara sıkıştırmak değil; her seansta ortaya çıkan duyguların, düşüncelerin ve davranışların hangi bağlamda ortaya çıktığını daha net görebilmek için
tekrarlayan bir gözlem alanı yaratmaktır.
Bu bölüm, bilişsel çalışmalara geçmeden önce terapide elde edilen bilgilerin nasıl işlendiğini ve sonraki müdahalelerin hangi temeller üzerine kurulduğunu anlamak için önemlidir.
Hazırsanız; ikinci seansın kapısını aralayalım ve terapisürecinin sessiz ama kararlı ritmine birlikte yaklaşalım.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temellerive ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası’nın bu bölümünde terapi sürecininen görünmez ama en şekillendirici aşamasına ilerliyoruz: İlk terapi seansının ritmine ve sessiz anatomisine.
Bir önceki bölümde, değerlendirme görüşmesinin nasılişlediğini ve terapinin nerede başladığını konuşmuştuk.
Bu bölümde ise o temel zeminin üzerine kurulan ilk terapi seansının nasıl yapılandığını, terapistin içeride hangi işaretleri izlediğini ve seansın adım adım nasıl ilerlediğini ele alıyoruz.
Terapi odasının kapısı kapandığında başlayan o sessiz süreç…
Kişinin ilk cümlesi, nefesindeki değişim, gündemin belirlenişi, duygunun kontrolü, güncelleme aşaması, problemin netleşmesi ve hedeflerin şekillenmesi…
Bütün bu unsurlar, ilk oturumu sadece bir “başlangıç” değil, terapinin çerçevesini oluşturan güçlü bir yapı hâline getirir.
Bu bölümde şunlara yakından bakıyoruz:
• İlk terapi seansının görünmeyen yapısı nasıl kurulur?
• Terapist, duygusal tonu, sessiz işaretleri ve anlatının ritmini nasıl takipeder?
• Gündem belirleme, kişinin zihnindeki dağınıklığı nasıl düzenler?
• Duygu durumunun kontrolü neden seansın nabzını belirler?
• Güncelleme aşaması, önceki seansla bugün arasında nasıl bir köprü kurar?
• Sorunun belirlenmesi ve hedeflerin oluşturulması terapi sürecine nasıl yön verir?
• Bilişsel model, danışanın günlük yaşamındaki döngülerle nasıl ilişkilendirilir?
• Davranışsal etkinleştirme, tıkanmış bir döngüde neden ilk küçük nefes aralığıdır?
• Özet, ödev ve geri bildirim bölümleri terapötik ittifakı nasıl güçlendirir?
Ayrıca ilk seansın neden sadece “konuşulan bir oturum”değil, terapinin tamamına yön veren sessiz bir çerçeve olduğunu da detaylarıyla ele alıyoruz.
Bu bölüm, serinin sonraki adımları için çok önemli bir eşik.
Çünkü önümüzdeki bölümlerde bilişsel çarpıtmalar, otomatik düşünceler ve bilişsel yeniden yapılandırma tekniklerine geçeceğiz.
İlk oturumun yapısını anlamak, tüm bu çalışmaların üzerinde durduğu temel iskeleti görünür kılıyor.
Hazırsanız; terapi odasının kapısını yeniden aralayalım ve ilk seansın dışarıdan duyulmayan ritmine birlikte yaklaşalım.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası'nın bu bölümünde, terapi sürecinin en sessiz ama en belirleyici anına yaklaşıyoruz: Değerlendirme seansına.
Bir önceki bölümlerde, zihnin ritmini oluşturan bilişsel döngüleri, duygu–düşünce bağlantılarını ve davranışın nasıl şekillendiğini konuşmuştuk.
Bu bölüm ise o döngünün ilk kez görünür hâle geldiği, terapinin temelinin atıldığı başlangıç noktasını ele alıyor.
Terapi odasının kapısı kapanır kapanmaz başlayan o derinsüreç…
Görüşmenin aslında neye hizmet ettiğini, terapistin hangi küçük ayrıntıyı bile nasıl okuduğunu, danışanın anlattıklarının tedavi planının omurgasına nasıl dönüştüğünü birlikte inceleyeceğiz.
Bu bölümde şunlara yakından bakıyoruz:
• Bir değerlendirme seansı aslında neyi amaçlar?
• Terapist, ilk oturumda duyduğu bilgileri nasıl bir “zihinsel haritaya” dönüştürür?
• Günlük yaşamın küçük anları—sabah uyanmadan, eve dönüşe kadar- kişinin ruhsal durumunu nasıl ele verir?
• Aile öyküsü, önceki tedaviler, işlevsellik, güçlü yönler… Tüm bu parçalar nasıl bir bütün hâline gelir?
• Otomatik düşünceler ilk kez nerede kendini gösterir?
• Seansın sonunda sorulan tek bir soru, neden çoğu zaman bütün sürecin yönünü belirler?
Ayrıca terapi odasında sessizce işleyen o görünmezmekanizmaları da ele alıyoruz:
Duyguyu yavaşlatma, düşüncenin altını çizme, kaçınmayı fark etme, ilişkisel izleri takip etme…
Bütün bunlar, bilişsel davranışçı terapinin yalnızca tekniklerle değil, aynı zamanda hassas bir klinik sezgiyle nasıl ilerlediğini gösteren önemli yapı taşları.
Bu bölüm, serideki en temel dönemeçlerden birisi.
Çünkü bundan sonra terapi sürecine, bilişsel çarpıtmalar, otomatik düşünceler, davranış deneyleri ve bilişsel yeniden yapılandırma tekniklerine geçeceğiz.
Değerlendirme seansı, tüm bu çalışmaların dayandığı gizli iskeleti oluşturuyor.
Hazırsanız; terapi odasının kapısını yeniden aralayıp, ogörünmez hazırlık sürecinin içine birlikte adım atalım.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası’nın bu bölümünde insan zihninin en derin, en sessiz ama en belirleyici örgüsüne doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
Önceki bölümlerde davranıştan düşünceye uzanan dönüşümü, bilişsel modelin temel yapı taşlarını ve bir insanın tepkilerinin aslında nasıl bir iç mantığa sahip olduğunu konuşmuştuk.
Bir düşüncenin duyguyu, duygunun bedeni, bedenin de davranışı nasıl şekillendirdiğini adım adım ele alarak terapi sürecinin görünmeyen yapısını anlamaya başlamıştık.
Bugün, bu bütünlüğü çok daha net göreceğimiz bir aşamadayız.
BDT’nin en kritik yapı taşlarından biri olan bilişsel kavramsallaştırmayı, yani kişinin neden böyle düşündüğünü, neden böyle hissettiğini ve neden aynı davranışları tekrar tekrar oluşturduğunu açıklayan o içsel haritayı birlikte inceleyeceğiz.
Her tepkinin ardında duran tetikleyicileri, zihinde bir anda beliren otomatik düşünceleri, duygunun nasıl şekillendiğini, bedenin nasıl alarma geçtiğini ve davranışın aslında bu döngünün doğal bir sonucu olduğunu adım adım çözeceğiz.
Bu bölümde sadece kavramlardan değil, zihnin kendi iç mantığından söz ediyoruz:
• Zihin bir olayı nasıl yorumluyor?
• Bu yorum bedende nasıl bir dalga yaratıyor?
• Bedenin verdiği tepki davranışı nasıl yönlendiriyor?
• Tüm bunlar geçmiş deneyimlerle nasıl birleşip bir “içsel örüntü” oluşturuyor?
Ayrıca temel inançların nasıl şekillendiğini, ara kuralların neden bu kadar katı olduğunu ve yıllar içinde öğrenilmiş davranışların nasıl otomatikleştiğini de ele alacağız.
Bu bölüm, BDT’nin tüm tekniklerinin dayandığı iskeleti oluşturan nokta. Çünkü içsel harita görünür olduğunda, değişim artık rastlantısal olmaktan çıkar; yönü olan bir süreç hâline gelir.
Önümüzdeki bölümlerde bilişsel çarpıtmalar, otomatik düşünceler, davranış deneyleri ve yeniden yapılandırma tekniklerine geçeceğiz. Ama bugün, bu tekniklerin neden işe yaradığını anlamak için gereken temel zemini kuruyoruz.
Hazırsanız, zihnin katmanlarına birlikte inelim.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, Zihin Pusulası’nın bu bölümünde terapi odasında dışarıdan görünmeyen, sessiz ama çok güçlü bir sürecin içine giriyoruz.
Bir önceki bölümlerde, davranıştan bilişsele uzanan dönüşümü, bilişsel modelin temelini ve Aaron Beck’in terapiye getirdiği yeni bakış açısını konuşmuştuk. Düşüncenin davranışı nasıl şekillendirdiğini, zihnin nasıl kendi gerçekliğini inşa ettiğini adım adım ele almıştık.
Bugün ise bu anlatıyı bir adım daha derine taşıyoruz.
Bir seansın aslında nasıl çalıştığını, terapide görünmeyen mekanizmaların nasıl devreye girdiğini, davranışın arka planında sessizce işleyen bilişsel ve duygusal düzeneklerin nasıl harekete geçtiğini birlikte inceleyeceğiz.
Terapi odasında konuşulan her cümle, verilen her örnek, durulan her sessizlik…
Bunların tümü aslında düşünce–duygu–davranış döngüsüne temas eder.
Bu bölümde tam olarak buna bakıyoruz:
Bir tepki nasıl oluşur?
Bir duygu hangi düşüncenin üzerine inşa olur?
Bir davranışı o anda şekillendiren bilişsel süreçler nelerdir?
Ve iyi yapılandırılmış bir BDT seansı, tüm bu katmanları nasıl birbirine bağlar?
Ayrıca terapide kullandığımız görünmez ama etkisi büyük araçlara değiniyoruz:
Danışanın anlattığı anı yavaşlatma, düşünceyi görünür kılma, duyguya alan açma, davranışı küçük adımlarla yeniden düzenleme…
Seans içinde olup biten bu detayların nasıl derin bir içsel değişime dönüştüğünü adım adım anlatacağız.
Bu bölüm, serinin en kritik basamaklarından biri.
Çünkü bundan sonra bilişsel çarpıtmalara, otomatik düşüncelere, davranış deneylerine ve bilişsel yeniden yapılandırmanın pratik tekniklerine geçeceğiz.
Bugün konuşacağımız yapı, tüm bu tekniklerin dayandığı gizli iskelet gibi…
Hazırsanız, terapi odasının kapısını biraz daha aralayıp, o görünmeyen sürecin içine birlikte yürüyelim.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık.
Merhabalar, bu bölümde bölümde insan davranışının görünen kısmından çok daha fazlasına odaklanıyoruz. Bir tepkinin nasıl ortaya çıktığını, düşünce–duygu–davranış zincirinin nasıl işlediğini ve Bilişsel Davranışçı Terapi’nin bu süreci nasıl açıkladığını ele alıyoruz.
Geçtiğimiz bölümlerde Aaron T. Beck’in bilişsel terapinin temellerini nasıl attığını konuşmuştuk. Bugün ise davranışın kendisine dönüyor, bir tepkinin hangi biyolojik, duygusal, bilişsel ve çevresel süreçlerden beslendiğini adım adım inceliyoruz.
Doğuştan gelen tepkilerden öğrenilmiş davranışlara, aile ve okul ortamında şekillenen alışkanlıklardan anlık içsel duruma kadar davranışı belirleyen tüm bileşenlere değiniyoruz. Ayrıca bilişsel davranış değiştirmenin öz-izleme, iç konuşmayı fark etme, düşünceyi dönüştürme ve davranışı yeniden yapılandırma süreçlerini ele alıyoruz.
Bu bölüm, BDT serimizin yapı taşlarından biri. Bir sonraki bölümlerde bilişsel çarpıtmalara, otomatik düşüncelere, davranış deneylerine ve bilişsel modelin pratik tekniklerine geçeceğiz.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Baymur, F. (1994). Genel psikoloji. İstanbul: İnkılap ve Aka Yayınevi.
Corey, F. (1991). Theory and practice of counseling and psychotherapy. Belmont, CA: Brooks/Cole Publishing Company.
Heflin, L. J., and Simpson, R. L. (1998). Interventions for children and youth with autism: Prudent choices in a world of exaggerated claims and empty promises. Part I: Intervention and treatment option review. Focus on Autism and Other Developmental Disabilities, 13, 194–211.
Kaplan, J. S., and Carter, J. (1995). Beyond behavior modification: A cognitive-behavioral approach to behavior management in the school (3rd ed.). Austin, TX: Pro-Ed.
Karahan, F. T., ve Sardoğan, E. M. (2004). Psikolojik danışma ve psikoterapide kuramlar. Samsun: Deniz Kültür Yayınları.
Merhabalar, bu bölümde psikoterapi tarihinin en önemli kavşaklarından birine, Aaron T. Beck ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımının doğuşuna odaklanıyoruz.
Albert Ellis ve Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi serisinde, düşüncenin duygular ve davranışlarla nasıl iç içe geçtiğini; irrasyonel inançların yaşamımızı nasıl şekillendirdiğini konuşmuştuk.
Eğer o bölümleri henüz dinlemediysen, önce “Albert Ellis ve Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi” serisine göz atmanı öneririm. Çünkü bugün anlatacağımız hikâye, tam da o zeminin üzerine inşa oluyor.
Bu bölümde, genç bir psikanalist olarak yola çıkan Beck’in, depresif hastalarla yaptığı rüya çalışmalarından başlayarak; psikanalitik varsayımları bilimsel yöntemle test etmeye çalışırken, nasıl adım adım kendi kuramına yaklaştığını inceliyoruz.
Rüyaların, “içe dönük düşmanlık”tan çok, kişinin kendini nasıl gördüğüne işaret ettiğini; laboratuvardaki verilerle terapi odasındaki küçük cümlelerin nasıl aynı noktayı gösterdiğini konuşuyoruz.
Psikanalitik divandan, otomatik düşünce kavramına… “acı çekme arzusu”ndan, “düşünceler duyguları ve davranışları şekillendirir” ilkesine…
BDT’nin bugün milyonlarca insanın hayatına dokunan bir modele dönüşmesinin arka planını tarihsel ve klinik bir hikâye içinde ele alıyoruz.
Bu bölüm, Bilişsel Davranışçı Terapi serimizin giriş bölümü.
Devam eden bölümlerde ADDT ile BDT arasındaki farkları, Beck’in bilişsel modelini, otomatik düşünceleri, bilişsel çarpıtmaları, davranış deneylerini ve formülasyonu adım adım işleyeceğiz.
Seri tamamlandığında ise, Judith S. Beck’in “Bilişsel Terapi: Temeller ve Ötesi” kitabı için bir okuma grubu duyurusunu da yapacağım.
Keyifli dinlemeler. 🎧
Referanslar
Beck, A. T. (1967). Depression: Causes and treatment. Philadelphia: University of Pennsylvania Press.
Beck, A. T. (2019). A 60-year evolution of cognitive theory and therapy. Perspectives on Psychological Science, 14(1), 16–20. https://doi.org/10.1177/1745691618804187
Beck, A. T., Grant, P., Inverso, E., Brinen, A., & Perivoliotis, D. (2020). Recovery-oriented cognitive therapy for serious mental health conditions. New York, NY: Guilford Press.
Beck, J. S. (2020). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond (3rd ed.). New York, NY: Guilford Press.
Blackburn, I. M., Bishop, S., Glen, A. I. M., Whalley, L. J., & Christie, J. E. (1981). The efficacy of cognitive therapy in depression: A treatment trial using cognitive therapy and pharmacotherapy. The British Journal of Psychiatry, 139(3), 181–189. https://doi.org/10.1192/bjp.139.3.181
Clark, D. M. (1986). A cognitive approach to panic. Behaviour Research and Therapy, 24(4), 461–470. https://doi.org/10.1016/0005-7967(86)90011-2
Clark, D. M. (2019). IAPT at 10: Achievements and challenges. https://www.england.nhs.uk/blog/iapt-at-10-achievements-and-challengesDavid, D., Cristea, I., & Hofmann, S. G. (2018). Why cognitive behavioral therapy is the current gold standard of psychotherapy. Frontiers in Psychiatry, 9, Article 4. https://doi.org/10.3389/fpsyt.2018.00004
Ehlers, A., Clark, D. M., Hackmann, A., McManus, F., & Fennell, M. (2005). Cognitive therapy for post-traumatic stress disorder: Development and evaluation. Behaviour Research and Therapy, 43(4), 413–431. https://doi.org/10.1016/j.brat.2004.03.006
Grant, P. M., Huh, G. A., Perivoliotis, D., Stolar, N. M., & Beck, A. T. (2012). Randomized trial to evaluate the efficacy of cognitive therapy for low-functioning patients with schizophrenia. Archives of General Psychiatry, 69, 121–127. https://doi.org/10.1001/archgenpsychiatry.2011.129
Knapp, P., Kieling, C., & Beck, A. T. (2015). What do psychotherapists do? A systematic review and meta-regression of surveys. Psychotherapy and Psychosomatics, 84(6), 377–378. https://doi.org/10.1159/000433555
Rosner, R. I. (2002). Aaron T. Beck’s dream theory in context: An introduction to his 1971 article on cognitive patterns in dreams and daydreams. Journal of Cognitive Psychotherapy, 16(1), 7–21.
Merhabalar, Zihin Pusulası “Psikoloji Rehberi” kanalına hoş geldiniz.
Aşkın sürdürülebilirliği, büyük jestlerden çok tekrar eden küçük dokunuşlarda saklıdır.
Bu bölümde, Sue Johnson’ın “Bana Sıkıca Sarıl” kitabında anlattığı “Aşkı Canlı Tutmak” temasını, bağlanma kuramı perspektifiyle ele alıyoruz.
Çift & Aile Terapistleri Uzman Psikolog Elif Cilmeli ve Klinik Psikolog Gizem İrem Aydın ile birlikte, romantik ilişkilerde sevgiye yön veren üç temel dinamiği inceliyoruz. Erişilebilir olmak, tepkisel olmak ve duygusal olarak ilgili kalmak.
Aşkın sandığımız gibi sürekli heyecanla yürüyen bir süreç değil; güven, tekrar ve duygusal ulaşılabilirlik üzerine kurulu bir bağ olduğunu konuşuyoruz.
Bu bölümde;
Rutinlerin neden “sıkıcılık” değil, duygusal güvenin kalp atışı olduğunu, küçük günlük temasların (bir göz teması, bir dokunuş, sabah kahvesi) ilişkide “biz alanını” nasıl güçlendirdiğini, kriz anlarında bağın nasıl korunabileceğini, heyecanın dalgalandığı ama sevginin kök saldığı ilişkilerin neye benzediğini derin bir şekilde ele alıyoruz.
Aşk, kendiliğinden devam eden bir duygu değil; her gün bilinçle yeniden seçtiğimiz bir yönelim.
Sue Johnson’ın ifade ettiği gibi: “Aşkı canlı tutmak, birine her gün yeniden dönmektir.”
Bu bölüm; ilişkisini beslemek isteyen, bağlanma dinamiklerini anlamaya çalışan,
daha güvenli ve sürdürülebilir bir sevgi bağı kurmak isteyen herkes için rehber niteliğinde.
Mail adresleri: psk.elifcilmeli@gmail.compsk.gizemirem@gmail.com
Instagram:
@psikolog.elifcilmeli
@psk.gizemiremaydın
Merhabalar, Zihin Pusulası “Psikoloji Rehberi” kanalına hoş geldiniz.
Bu bölümde, ilişkilerde onarımın temel adımlarından biri olan özür dileme kavramını ele alıyoruz.
Klinik Psikolog ve Çift & Aile Terapisti Gizem İrem Aydın ile birlikte, özrün psikolojik dinamiklerini; utanç, suçluluk ve sorumluluk alma süreçleriyle ilişkisini inceliyoruz.
Bir özrün, yalnızca “pardon” demekten ibaret olmadığını; aksine, ilişkiyi yeniden kurma ve duygusal bağları onarma yönünde derin bir çaba gerektirdiğini konuşuyoruz.
Gerçek özrün koşulsuz, bilinçli ve sorumluluk temelli bir eylem olduğunu; affetme baskısının ise çoğu zaman duygusal iyileşme sürecini sekteye uğratabildiğini vurguluyoruz.
Meslektaşımın iletişim bilgilerini aşağıya bırakıyorum, keyifli dinlemeler.
Mail adresi: psk.gizemirem@gmail.com
Instagram adresi: psk.gizemiremaydin
Bölüm kapak fotoğrafı Cr: Bae Jungyeol
Merhabalar, bu bölümde Albert Ellis’in Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT) yaklaşımında teoriden pratiğe geçiyoruz.
Bir önceki bölümde, düşüncenin duyguyla ve davranışla nasıl iç içe geçtiğini, terapi sürecinde kullanılan bilişsel, duygusal ve davranışsal teknikleri adım adım incelemiştik.
Eğer o bölümü henüz dinlemediysen, “Albert Ellis ve Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (Part 6)” bölümünü mutlaka dinlemeni öneririm — çünkü orada kurduğumuz teorik temeller, bu bölümdeki hikâyenin pusulasını oluşturuyor.
Bugün o bilgilerin artık sadece bir fikir değil, bir yaşam öyküsüne dönüştüğüne tanıklık ediyoruz.
Bir annenin, bir öğretmenin, bir insanın kendi iç sesini dönüştürme sürecini dinliyoruz.
Ellis’in A-B-C modeli bu kez bir tahtada değil; bir kalpte, bir terapi odasında can buluyor.
Bir “yetersizlik” inancının “değerliyim” farkındalığına nasıl dönüştüğünü; suçluluk, utanç ve kabullenme arasındaki o ince çizgide terapistin nasıl rehberlik ettiğini birlikte keşfediyoruz.
Rasyonel tartışmadan güçlü öz-diyaloga, akılcı duygusal imgelemden davranışsal ödevlere kadar her adımda, zihnin kendi kendini iyileştirme gücünü hissediyoruz.
Bu bölüm, Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi serimizin son halkası… Ama aynı zamanda bir başlangıç. Çünkü fark etmek, her zaman değişimin ilk adımıdır. Ve bazen bir cümle, bir farkındalık anı, bir insanın tüm yaşamını yeniden yazabilir.
Keyifli dinlemeler.
Referanslar
Sharf, R. S. (2012). Theories of psychotherapy andcounseling: Concepts and cases (5th ed.). Belmont, CA: Brooks/Cole.
Vernon, A. (2011). Rational emotive behavior therapy:Chapter 11, D.Capuzzi& D.R. Gross (Eds.). Counseling and psychotherapy:theories and interventions. American Counseling Association.
Merhabalar, bu bölümde Albert Ellis’in Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT) yaklaşımında düşüncenin, duygunun ve davranışın nasıl iç içe geçtiğini derinlemesine inceliyoruz.
Zihnin iç sesini dönüştüren bilişsel tekniklerden, duyguların merkezine inen duygusal tekniklerden ve davranışı yeniden yapılandıran davranışsal yöntemlerden söz ediyoruz.
Ellis’in kuramında, bir düşüncenin nasıl sorgulandığını, bir duygunun nasıl dönüştüğünü ve bir davranışın bu değişime nasıl eşlik ettiğini adım adım keşfediyoruz.
Terapistin, danışanın iç dünyasında nasıl bir rehber olduğunu; bazen bir sessizlikle, bazen bir cümleyle, bazen de bir mizahla zihnin dengesini nasıl yeniden kurduğunu konuşuyoruz.
Bu bölüm, kuramın soyut tarafını yaşama taşıyor çünkü burada artık “ne düşünmeliyim” değil, “düşüncemle ne yapabilirim” sorusunun yanıtını arıyoruz.
Her teknik, insanın kendini yeniden düzenleme gücünü gösteriyor:
bir kelimenin, bir farkındalığın, bir iç sesin değişimiyle…
Ve belki de fark ediyoruz ki, değişim bir anda değil;
her soruda, her sorguda, her küçük denemede büyüyor.
Eğer bu bölümü ilk kez dinliyorsan, öncesinde ''Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Nedir? Doğuşu ve Kısa Tarihçe (PART 1) '' bölümünden itibaren tüm seriyi dinlemeni öneririm.
Çünkü orada felsefeyi kurduk; burada ise o felsefeyi yaşamın içine taşıyoruz.
Bir sonraki bölümdeyse, artık teorinin terapi odasındaki haline geçeceğiz: gerçek bir vaka analizi üzerinden, düşüncenin duyguyu ve davranışı nasıl dönüştürdüğünü adım adım dinleyeceğiz. Keyifli dinlemeler.
Referanslar
Bard, J. (1980). Rational-emotive therapy in practice. Champaign, IL: Research Press.
Dryden, W. (2002). Rational emotive behaviour therapy. İçinde W. Dryden (Ed.), Handbook of individual therapy (4. baskı, ss. 347–372). London: Sage Publications.
Dryden, W., ve Ellis, A. (2001). Rational emotive behavior therapy. İçinde K. S. Dobson (Ed.), Handbook of cognitive behavioral therapies (ss. 295–348). New York, NY: Guilford Press.
Ellis, A. (1986c). Rational-emotive therapy. İçinde I. L. Kutash ve A. Wolf (Ed.), Psychotherapist’s casebook (ss. 277–287). San Francisco, CA: Jossey-Bass.
Ellis, A. (1991). Using RET effectively: Reflections and interview. İçinde M. E. Bernard (Ed.), Using rational-emotive therapy effectively (ss. 1–33). New York, NY: Plenum Press.
Ellis, A. (1996). Better, deeper, and more enduring brief therapy: The rational emotive behavior therapy approach. New York, NY: Brunner/Mazel.
Ellis, A. (2001a). Feeling better, getting better, staying better. Atascadero, CA: Impact Publishers.
Ellis, A. (2001c). Reasons why rational emotive behavior therapy is relatively neglected in the professional and scientific literature. Journal of Rational-Emotive and Cognitive Behavior Therapy, 19(1), 67–74.
Ellis, A. (2002a). Idiosyncratic REBT. İçinde W. Dryden (Ed.), Idiosyncratic rational emotive behaviour therapy (ss. 16–29). Ross-on-Wye, England: PCCS Books.
Ellis, A. (2002b). Overcoming resistance: A rational emotive behavior therapy integrated approach. New York, NY: Springer.
Ellis, A. (2004b). The road to tolerance: The philosophy of rational emotive behavior therapy. Amherst, NY: Prometheus Books.
Ellis, A., ve Dryden, W. (1997). The practice of rational emotive therapy. New York, NY: Springer.
Ellis, A., ve Gordon, J., Neenan, M., ve Palmer, S. (1997). Stress counselling: A rational emotive behaviour approach. London: Cassell.
Ellis, A., ve Harper, R. A. (1997). A new guide to rational living (3. baskı). North Hollywood, CA: Wilshire Books.
Ellis, A., ve MacLaren, C. (1998). Rational emotive behavior therapy: A therapist’s guide. Atascadero, CA: Impact Publishers.
Ellis, A., ve Velten, E. (1992). When AA doesn’t work for you: A rational guide for quitting alcohol. New York, NY: Barricade Books.
Dipnot: Referansların hepsi karakter sayısı yetmediği için sığmadı. Ulaşmak isterseniz mail atabilirsiniz.
Merhabalar, bu bölümde Albert Ellis’in Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (ADDT) yaklaşımını derinlemesine inceliyoruz.
Düşüncenin duyguyla, duygunun da davranışla nasıl iç içe geçtiğini; terapistin bu süreçte nasıl bir rehber, danışanın ise nasıl bir özne olduğunu konuşuyoruz.
Terapinin amaçlarından ve ilkelerinden, terapötik ilişki dinamiğine kadar her adımda, zihnin insanı nasıl iyileştirdiğini adım adım keşfediyoruz.
Ayrıca Ellis’in geliştirdiği 13 Basamaklı Terapi Modeli üzerinden, bir düşüncenin nasıl dönüştüğünü, duygunun nasıl değiştiğini ve davranışın buna nasıl eşlik ettiğini birlikte anlamlandırıyoruz.
Eğer bu bölümü ilk kez dinliyorsan, öncesinde “Albert Ellis ve Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi (Part 1)” bölümünü mutlaka dinlemeni öneririm.
Çünkü orada felsefeden psikolojiye uzanan köprüleri birlikte kurduk buradaysa o köprünün üzerinden geçiyoruz. Keyifli dinlemeler.
ReferanslarDiGiuseppe, R. (2007). Rational emotive behavioralapproaches. İçinde H. T. Prout ve D. T. Brown (Ed.), Counseling and psychotherapy with children and adolescents: Theory and practice for school and clinical settings (4. baskı, ss. 279–331). Hoboken, NJ: John Wiley & Sons.
DiGiuseppe, R. (2010). Rational emotive behavior therapy.İçinde N. Kazantzis, M. A. Reinecke ve A. Freeman (Ed.), Cognitive behavior therapy: Using theory and philosophy to strengthen science and practice (ss. 25–45). New York, NY: Guilford Press.
DiGiuseppe, R., ve David, O. A. (2015). Rational emotivebehavior therapy. İçinde A. T. Prout ve A. L. Fedewa (Ed.), Counseling and psychotherapy with children and adolescents: Theory and practice for school and clinical settings (6. baskı, ss. 153–184). Hoboken, NJ: John Wiley & Sons.
Dryden, W. (2009). How to think and intervene like anREBT therapist. London: Routledge.
Dryden, W., DiGiuseppe, R., ve Neenan, M. A. (2003). A primer on rational-emotive therapy (2. baskı). Champaign, IL: Research Press.
Dryden, W., ve Ellis, A. (2001). Rational emotive behaviortherapy. İçinde K. S. Dobson (Ed.), Handbook of cognitive behavioral therapies (ss. 295–348). New York, NY: Guilford Press.
Dryden, W., ve Ellis, A. (2003). Albert Ellis live!.London: Sage Publications.
Ellis, A. (Ed.). (2004a). Expanding the ABCs of rationalemotive behavior therapy. New York, NY: Springer.
Ellis, A., ve Dryden, W. (1997). The practice of rationalemotive therapy. New York, NY: Springer.
Sharf, R. S. (2012). Theories of psychotherapy andcounseling: Concepts and cases (5th ed.). Belmont, CA: Brooks/Cole.
Vernon, A. (2011). Rational emotive behavior therapy. İçindeD. Capuzzi ve D. R. Gross (Ed.), Counseling and psychotherapy: Theories and interventions (5. baskı, ss. 221–242). Alexandria, VA: American Counseling Association.
Merhabalar, bu bölümde konuğum değerli meslektaşım Uzman Psikolojik Danışman ve Psikodramatist Nurdan Ceylan.
Cumhuriyetimizin 102. yılında, yeniden doğuşun ve kendine inanmanın anlamını hatırlarken, bugün insanın içsel dirilişini, yani psikodramayı konuşuyoruz.
Psikodrama, kelimelerin bittiği yerde başlar. Bir sahnede söylenemeyen cümle duyulur, bedenin sakladığı duygu dile gelir, ve insan, kendi hikâyesine yeniden dokunur.
Bir çocuğun özlemi, bir annenin sessizliği, bir yetişkinin yarım kalan sözü…
Hepsi sahnede görünür olduğunda, kalbin sesi yeniden duyulur.
Çünkü bazen insanın iyileşmesi, sadece anlatmakla değil — yeniden hissetmekle mümkündür.
Bu bölümde Uzman Psikolojik Danışman ve Psikodramatist Nurdan Ceylan ile birlikte duyguların, tanıklığın ve sahnenin iyileştirici gücünü konuşuyoruz.
Kendini bulmanın, duygunun sesini duymanın ve iyileşmenin sahnesine hoş geldin.
Merhabalar, bu bölümde değerli meslektaşım Uzman Psikolog Elif Cilmeli ile birlikte sistemik düşünmenin kökenlerine iniyoruz.
Çift ve aile terapisi nasıl doğdu? Psikoloji neden sadece “klinik”le sınırlı değil? Ve en önemlisi, bir ilişkide neden bazen “hasta olan” birey değil, tüm sistem olur?
Bu bölümde, tarihsel süreçte sanayi devriminden savaş travmalarına, “sibernetik” kavramından çifte çıkmaz olgusuna kadar birçok başlığı konuştuk.Kendi içsel ilişkilerimizle, toplumla ve aileyle kurduğumuz bağların aslında bizi nasıl şekillendirdiğini ele aldık. Çünkü her sistem bir denge kurar, ama bazen bu denge bile bizi hasta eder.
“İlişkilerde yaralanırız ve ilişkilerde iyileşiriz.”— Sistemik terapinin en yalın özeti.
Bu bölüm, sadece çift terapisine ilgi duyanlar için değil; insan ilişkilerinin derin dinamiklerini anlamak isteyen herkes için.